“De ki: Bizim başımıza ancak Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim mevlamızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” (Tevbe Suresi 51. Ayet Meali)

Turkish English Germany

YENİ DİYANET VE CAMİİ MODELİ

YENİ DİYANET VE CAMİİ MODELİ

Yorum yapılmamış 1672 Görüntülendi

YENİ DİYANET VE CAMİİ MODELİ

Ülkemizde hemen hemen her mahallede en az bir camii bulunmaktadır, bir Kur’an kursu aktif hizmet vermektedir. Tüm camilerin haftada en az bir gün (cuma) tıka basa dolduğunu, insanların bu mekânlarda ibadet etmek ve vaaz dinlemek için en az 30 dakika beklediğini görmekteyiz. Bu döngünün ömür boyu sürdüğünü düşünürsek, doğru yaşayıp doğru anlatan bir imamın etkileyemeyeceği bir kişinin kalmayacağı bilinmelidir.

Maalesef çevremizde diyanetin (hocaların) etkisiz kalışını net bir şekilde görmekteyiz. Bu etkisizliği; kadın cinayetlerin artmasında, tükenmişlik sendromlu bireylerin çoğalmasında, (intihar, suç… vb.) suç oranlarının pik yapmasında, acıma ve merhamet duygusunun azalmasında, vicdansızca yapılan olaylarda görebiliriz.

             Dini kurumlarda görev yapacak olan personelleri, kayırmacı bir politikayla belirleyip atayanlar ile bu kurumlarda görev yapan liyakatsiz görevliler yüzünden, toplum ahlaki yönden hızlıca çöküşe doğru yol almıştır.  

Devleti yönetenler ve Diyanet Kurumu, bu tehlikelerin farkına bir an önce varmalıdır. YÖK ve Millî Eğitim Bakanlığı ile iş birliği yaparak eğitilmiş bilinçli kişiler ile İslam’ın özü olan ilahi mesajı, ilk indirilmiş haliyle (gereksiz detaylardan uzak durarak) insanlara vererek toplum eğitilmelidir. Verilecek bu eğitim, siyasi ideolojiden uzak olmalıdır. Eğitimin içeriği sadeliği barındırmalı, anlaşılır bir dil kullanılmalıdır. Adil, dürüst, menfaatsiz kriterleri temel almalıdır. Tüm din, dil, ırk ve kültürlere karşı hoşgörüyü barındırmalıdır. Aksi halde cahilce yaşayan ve çağın gerisinde kalan bir millet var olmaya devam edecektir. Farklı dinlerdeki insanların vicdanına sığınarak, onların adalet sistemlerini kıskanır olacağız. Bir taraftan da “hak din bizimdir, cennet bizimdir, yaratan bizimle beraberdir” deyip cehaletimizle yüzleşmeyeceğiz, pisliğimizde kalmaya devam edeceğiz.  

                 İslam ümmeti içerisindeki inanç oluşumların (cemaatlerin, grupların) tek kaynaktan beslendiği iddiası olsa da bunların maskeleri düşürüldüğünde durumun böyle olmadığı görülecektir. Varoluş sebepleri farklı olduğu gibi, içinde barındırdıkları öz bile birbirlerine tezattır. Çünkü bunlar her türlü inançtan harmanlanarak öze ulaşmaya çalışmaktalar. Osmanlı İmparatorluğunda şeyhülislamların yapmış oldukları hataların bir benzerini yapmamak için günümüzde din hizmetlerini yürüten kurumun geçmişten ders çıkarması gerekir. Bu kurumun oluşturacağı yeni görev ve vizyon ile yetiştireceği eğitimli personeller ile barış, huzur ve rahmet dini olan İslam’ı gerçek anlamda temsil etme başarısını göstermelidir. Çağın yeniliklerini de takip edebilen, yorumlayabilen, yeniliklere açık, ufku geniş hocalar atayıp, adil, altın bir neslin oluşmasının önü açılmalıdır.  Böylece toplum içerisinde kendisini bir grubun, oluşumun, üyesi, temsilcisi, müridi görmeyenlerin sayısı artacaktır. Kendilerini oluşumun ve cemaatin bir bireyi değil de İslam’ın bir parçası, bir bireyi olarak görenler, diyanete ve İslam’a daha fazla katkı sunarak, ilahi inancı daha ileriye taşıyacaktır. Ayrıca kendilerini dinin hizmetkârları olarak lanse eden sahtekâr insanların çoğalması engellenecektir. Böylece halk, gerçek ilahi inanç açısından aydınlanmış olacaktır. Aksi halde din işleri ile ilgili olan kurumlar, batıl dini grupların dinsel söylemler merkezi ve nifak tohumu eken oluşumların odağı halinden öteye gidemeyecektir. Böylece bu kurumlar, adaletin değil güçlünün hizmetinde olmaya devam edecektir. Ve toplum İslam’ı yaşadığını düşünürken, kötülüğe hizmet edip insani ve ahlaki yönden gerileyip pisliğinde boğulacaktır. Bu yüzden dini hizmetleri üstlenen yapı, görev ve sorumluluklarını tam olarak yerine getirmekle mükellef olmalıdır. Bu sorumluluğu yerine getirmeyenler kurumdan uzaklaştırılarak Kurumun sürekli denetim altında tutulması sağlanmalıdır. 

             Osmanlı devletindeki şeyhülislam makamı; zaman zaman Bektaşi, Kadiri, Nakşibendî ve benzeri tarikat ve mezheplere pozitif ayrıcalık tanımış olmasaydı, günümüz İslam âleminde bu kadar çarpık inanç şekilleri ortaya çıkmayacaktı.              İslami yapı içerisindeki çarpık inanç grupları, ekonomik özgürlüklerini elde edince toplum üzerinde yeşil sermayeli emperyalist şirketlere dönüşmektedir. Bu şirketlerin birçoğu, yeri geldiğinde el altından silahlı yapılar kurduğunu, oluşumların ya da farklı bir ülkenin maşası konumuna geçebildiğini, acı gerçeklerle gördük. Geçmişte bu ve benzeri yapıların beka, inanç ve menfaatleri için yönetimleri devirdiğini, toplumu ayrıştırdığını, kardeşi kardeşe düşürdüğüne de şahit olduk. Bu yüzden indirilmiş olan gerçek inanç yapısını, devletin bekasını ve yarınlarımızı düşünüyorsak, bütün inanç oluşumlarının devlet içerisine sızması engellenmelidir. Ayrıcalık tanınmadan hepsi denetlenmeli ve kontrol altında tutulan inanç yapıları haline getirilmelidir. 

Diyanet İşlerinin Yapması Gereken

Eylem Planları

Devletin yönetim şeklinden iç-dış politikalarına; toplumsal yaşamın işleyişinden bireysel yaşama kadar alınan karar ve tercihlerde ciddi bir etkiye sahip olan diyanetin gücünü görmeyenler, gözünü sadece kendi aklına kapatmıştır. Böyle bir güce sahip kurumun kötü emellere hizmet etmesi ya da ön ayak olması nelere sebebiyet verebileceğini düşünebiliyor musunuz?             

Ülkenin hemen hemen her yerinde, cemaat ve tarikatların kendi içlerindeki gizli dayanışma ağlarıyla, topluma nüfuz edip kitleleri hâkimiyeti altına aldığı bilinmektedir. Bunların kimi zaman devletin kritik noktalarında söz sahibi olduklarını ve bazı yönetimleri koordine ettiklerini, hatta iktidarlara bile ayar verdiklerini söylemek pek de abartı olmayacaktır. Bu nahoş durumların oluşmasında, toplumun her bir bireyi kendisinde bir pay çıkarması gerekirken, asıl büyük payı da dini kurum ve kuruluşların alması gerektiğini düşünmekteyim. Çünkü bu bozuk çarkın devamlılığı, bu kurum ve kuruluşların üstlerine düşen görevi yeterince yerine getirmemelerinden, üstlendikleri görevi tam anlamıyla idrak edememelerinden, bazı kesim ve zümrelerle ters düşmeleri halinde mevki makamlarını kaybetme korkularından, liyakatten çok birilerinin referansı ile koltuk tahsis edildiğinden kaynaklanmaktadır.

 Diyanetin mevcut yapısı ve personeli aşağıda değinmiş olduğum özelliklerin birçoğundan mahrumdur ya da bu kriterleri taşıyan çok az çalışanı bulunmaktadır.  Bu yüzden ülkenin ve milletin refahını düşünenler, aşağıda değinmiş olduğum notlar için acil durum eylem planı hazırlayıp bu eylem planını ivedi bir şekilde hayata geçirmelidir.

Eylem planı çalışmalarında;

-Personel atamalarını siyasi gücün ve akrabaların etkisinden çıkarıp tarafsız merkezi sınavlara tabi tutularak, bilgi ve liyakat ön plana alınmalıdır,

– Eğitim ve seminerlerle din görevlilerinin din bilincini, kültürel ve entelektüel nitelikleri artırılmalıdır.

– Mesai saatleri tekrar güncellenmeli, namaz saatlerinin dışında da imam ya da vaizin camide bulundurulması sağlanmalıdır.

– Çalışanlarına ve topluma en büyük cihadın aslında din kılıfı altında hizmet veren örgütlü cemaat ve tarikatlara yapılması gerektiği bilinci aşılanmalı ve bu bilinçle bir nesil yetiştirilmenin önü açılmalıdır.

– Kurumun amaç ve gerekçesini idrak eden, hayati ve uhrevi bir görev üstlendiği bilincine varan, donanımlı kişiler bu kurumların bünyesinde barındırılmalıdır. Gruba, iktidara, şan şöhrete, mevki ve makama köle olmayacak (cübbesinde düğmenin olmama sebebini idrak eden) kadar dik duran personelin önü açılmalı, rehber statüsüne alınıp, geri kalan personelin (bu vasıfları taşımayanların) aktif görevlerden el çektirilmelidir.

-Tanrıyı, kendi inancının tekelinde gören, diğer ilahi inançlara ve mensuplarına yapılan saldırılar olduğunda duyarsız kalan ve sağırlaşan, her siyasi dalgalanmayla bukalemun misali uyum sağlayan, kötü mevcudu meşru gören, zihniyetler ivedi bir şekilde kurumdan uzaklaştırmalıdır.

– Kurum; Sünni, Şia, mezhepçi ya da tasavvufi tarzı ile değil, âdete bir hurafe avcısı tarzında çalışmalıdır. Kur’an’ın özüyle bütünleşmiş, İslam’ı temsil eden, insanları ilahi din konusunda aydınlatan, olaylara çok yönlü bakabilen, yapıcı, onarıcı, yenileyici bir kurum statüsüne bürünerek yeni âlimler, önderler yetiştirip bunların sahada tarafsız, adil ve aktif olarak söz sahibi olmalarını sağlamalıdır.

– Radikal inanç sistemlerinin ortaya çıkmasındaki asıl etkenler tespit edilip, ilahi kitap ışığında çözüm yolları bulunarak oluşumların doğru yolu bulması sağlamalı, yenilerinin ise ortaya çıkmasına sebep olabilecek etkenlerin ortadan kaldırılması gerekir.

– Kurumun mevcut iktidarın gölgesi altından çıkıp, ülkenin ve toplumun genel gidişatına göre ilahi dini bakış açısını beyan etmeyi bilen, toplumun iyi ve kötü anlarında yanlarında olmayı başarabilen bir kurum haline dönüştürülmelidir.

– Toplumun maddi manevi her türlü sıkıntılarında aktif rol alıp, sorunları çözme aşamasında bir aydınlatma rehberi olarak hizmet sunmalı, insanlar arasında iyilik ve güzelliğin yayılmasında lokomotif görevi üstlenmelidir.

– İnsanların bir psikoloğa danışabildiği gibi kendini yetiştirmiş ilim, irfan sahibi olan din görevlisine de danışabilme zemini oluşturulmalıdır.

-Kur’an kursları ve inanç adına hizmet veren mekânlar, tarikat-cemaat-hacı-hoca-mola ve misyonerlerin denetiminden alınıp Millî Eğitim Bakanlığı ile paydaş olacak şekilde koordine edilmeli, bu alanların kontrol ve denetimleri güçlendirilmelidir.

-Tanrı, tüm insanlara ayırım yapmaksızın (cinsiyet ayırımı olmadan) dini sorumluluk yüklerken, günümüzde camilerin sadece erkeklere has kılınması, erkek egemenliğinin kadın üzerinde baskıcı bir rol oluşturmasına neden olmuştur. Oysaki bu duruş, bir Yahudi geleneğidir. Kadınların da inançlarını yaşayabilmeleri için en az erkekler kadar camii ile bütünleşmeleri sağlanmalı ve bu doğrultuda camiiler (mekânlar) yeniden erkek-kadın (insanlar) için tasarlanmalıdır.

– Sözde hadisler aracılığıyla bize öğretilen erkek üstünlüğünün, Hanif dininde (İslam) yeri olmadığı topluma öğretilmelidir. İslamiyet’in erkek ve kadının bakış açısına değinerek, gerekli doğru bilgilendirme yapılarak, toplum Kuran ışığında aydınlatılmalıdır.

-Kur’an kurslarına katılanlara, İlahi kitabı sadece Arapça dili ile öğretmeleri, Kur’an’ın içeriğinden çok mesajının Arapça nasıl okunacağı üzerine yoğunlaşmaları, ilahi mesajı anlamsızlaştırıp etkisiz kılmaktadır. Arapçayı, Araplaşmayı din olarak göstermekten vazgeçilmeli, Kur’an’ın mesajını anadil ile destekleyerek ve anlaşılır bir üslup ile insanlara açıklanmalıdır, öğretilmelidir.

– Kur’an kurslarına giden çoğunluğun kızlardan, camilere giden çoğunluğun ise erkeklerden oluşmasının sebepleri araştırılmalı, İslam’ın erkek-kadın olgusuna detaylı bir şekilde yer verilmelidir. Dinin cinsiyete değil insanoğluna geldiğine ve herkesin içerik konusunda mesul olduğuna dair toplumun aydınlatılması gereklidir.

-Diyanetin yayımlamış olduğu dini eserler, Hanif din temel alınarak titizlikle tekrar gözden geçirilmeli, art niyetli ya da eksik açıklama sonucu farklı yerlere çekilebilecek konular tekrar yorumlanmalı, tüm baskı ve yayınlar Kur’an içeriğiyle örtüşmelidir.

– Günümüze kadar gelen tüm kitaplar ve hadisler (Kütüb-ü sitte ve Kütübü Erbaa dâhil) Kur’an ışığından geçirilmeli, Kur’an’a, peygamberlere, inanca, toplumsal yaşama ters düşen rivayetler toplanıp imha edilmeli, basım ve yayımlardan çekilmeli ve art niyetli ve iftira içeren sözlerin, peygambere ait olamayacağının açıklanması ve ispatlanması gereklidir.

-Din büyükleri olarak görülen kişilerin yaşamlarını konu edinerek söylenen yalan yanlış hikâyeler, kimi zaman farklı mekân ve doğaüstü olay olarak anlatılan abartılar, Kur’an ışığında tekrar gözden geçirilmelidir. Akıl, mantık ve Kur’an’a ters düşen, şeyhin ya da müridin hezeyan dolu palavraları gün yüzüne çıkarılıp, onların ruhsal yapılarına bağlanmalı, din ile bir bağının olmadığı vurgulanmalıdır.

– İmam ve Vaiz’in görev ve sorumlulukları, İmam-cami, camii-iman arasında mekik dokuyup sadece burada bulunan hedef kitle ile sınırlı tutulması hataların başlangıcıdır. Mahallede bulunan ev, oyun, eğlence, dinlenme, park alanlarının da İmam ve Vaiz’in görev alanına dâhil edilip, ilahi hizmet genişletilmelidir.

– Her cuma milyonlarca insan camide hazır bulunarak en az 30 dakika kendisini imama teslim edip, hutbe ve sohbete katılmaktadır. Bu eylem sürekli tekrarlandığı için, dini yönelimlerin ve dindarlık düzeylerinin sağlamlaşması gerekirken, gün geçtikçe toplum da ciddi yozlaşma, yapay şekilci ve gösteriş iskeletli bir inanış şekli oluşmaktadır. Bu durumun sebepleri irdelenmeli ve ona göre tedbirler alınmalıdır.

-Devletin ilgili kurumları ile Diyanet Kurumunun ortak çalışmasıyla (imamlar aktif rol alarak) muhtaç insanlar (ırk, dil, din ayırımı yapılmaksızın) tespit edilerek bir noktadan yardım edilmelidir. Muhtaç insanlar, din tüccarlarının kucaklarına düşmelerinin önüne geçilmelidir. Çalışma gücü olanlara iş olanağı sağlanmalı, dilencilik meslek olmaktan çıkarılmadır.

-Beli mesafelerdeki camilerde, evsiz barksız ve yolda kalmışlar için barınma yerleri oluşturulmalı, sabahları çorba, öğlen ve akşam namazları ardından yemek verilerek ihtiyaç sahipleri kucaklanmalıdır. Bu tarz hizmetlerin sunulabileceği yeni cami modelinin oluşturulması gerekir.

-Birlik, beraberlik, sevgi, kardeşlik, adalet, hoşgörü, paylaşım gibi toplumun her ferdinin ihtiyaç duyabileceği temel ilkeler, camilerde hassasiyetle ele alınmalı, toplumla bütünleştirecek şekilde sohbetler yapılmalı, çocuklara önce ahlak eğitimi sonra dini eğitim verilmelidir.

-Ülkemizde yaşayan insanların çoğu kendilerini Müslüman olarak gördükleri halde başta kadın cinayetleri olmak üzere din kisvesi altında işlenen zulümleri görmezden gelmektedir. Bu durumun sebebi, diyanetin görev ve sorumlulukları konusunda pasif kalıp (hadislerle zıtlaşmamak ya da sahte hadislerle ayni fikirde olduğu için) ilahi sözü yeterince beyan etmemesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü bir zulüm din adına yapılıyorsa bunun karşısında durmak veya bunu engellemek, güvenlik teşkilatları kadar din görevlilerin de görev ve sorumluluğunda olmalıdır. Bu olayları önlemek için bir din görevlisi en az bir akademisyen, sosyolog, psikolog, sosyal çalışmacı kadar çaba sarf etmeli, araştırma içerisinde olup, toplumu aydınlatmalıdır.

 – Dindar görünen kesim ya da din görevlileri, din ve toplumla örtüşmeyen hatalar yaptıklarında, hatayı dine değil o bireye yüklemeyi bilen bir nesil yetiştirilmelidir. Yeni nesil dinden değil din istismarcısından soğumalıdır. Çünkü suç dinin değil bireyin olmalıdır.

-Ülke içerisinde belli bir nüfus potansiyeline sahip farklı bir inanç varsa ve bu inancın gereğinden dolayı camii dışı bir ibadet merkezine ihtiyaç duyuluyorsa, bu yerlerin imarı yapılmalıdır. Camiiler gibi bu yerlerin güvenliğinin sağlanması, elektrik, su gibi zaruri ihtiyaçlar devlet desteği ile desteklenmeli, ayrıca denetim, takip ve kontrolleri de aksatılmamalıdır. Diyanet kurumu tarafından belli aralıklarda ziyaret edilmeli, İslami adalet ve hoşgörü gösterilmeli, ortak paydada insanları birleştirebilmelidir.

-Ülke içerisinde belli bir nüfus potansiyeline sahip farklı bir inanç varsa ve inançlarının gereği diğer insanları hor görüp mağdur ediyorlarsa, şiddet ile besleniyorlarsa, yayılmacı bir ideoloji ile insanlara tehlike arz ediyorlarsa, ivedi bir şekilde devlet eliyle bu inancın kurumları kapatılıp üyeler dağıtılmalı, yargılanmalı ve hatta sürgüne tabii tutulmalıdır.

Devamı için Tıklayınız : https://saittasci.com/kategori/kitaplar

Etiketler :
E-Bülten E-Bülten aboneliği ile kampanya ve duyurulara daha hızlı erişin!