ALDATMACASI
Hristiyanlıkta Deccal;
Hristiyanlar, ahir zamanda ortaya çıkacağını düşündükleri olağanüstü özelliklere sahip ve şeytani bir varlık olarak gördükleri Deccal için “anti christ” kelimesini kullanırlar. Bu kelimenin Süryanice’deki karşılığı daggala’dir. İslam kaynaklarında geçen Deccal kavramının “daggala” kelimesiyle birebir olması manidardır. Ayrıca Hristiyanlıkta ve Müslümanlıkta Mesih’in tekrar yeryüzüne inişi ve Deccal’ı öldürme düşüncesini duymayan kalmamıştır.
İslam’da Deccal;
Hadislerde, insanüstü bir kişi olarak anlatılan Deccal ’in ahir zamanda ortaya çıkacağı ve dünyaya kötülüğü yayacağı bilgisi vardır. Ayrıca Hz. İsa’nın gökten ineceğini bildirmektedir. Hz. İsa’nın gökten inip Deccal ’i öldürme görüşü, Ebu Hanife, İmam Maturidi, Eşari dâhil olmak üzere birçok kişi tarafından kabul görülmüştür. Hz. İsa’nın tekrar yeryüzüne inişi ya da Deccal’ı öldürme düşüncesi, Hristiyanlara ait batıl bir inanış olup Kur’an’ın hiçbir ayetinde bu görüşün doğruluğunu teyit edecek bir ayet bulunmamaktadır. Bu düşüncenin Hristiyanlıkta ve Müslümanlıkta bulunması, dinlerin, inançların, kültürlerin mutlak etkileşiminin en bariz örneklerindendir. İslami kaidelerden ve inanış esaslarından iyi anladıklarını düşündüğümüz sayısız şeyh, imam ya da cemaat liderleri ve mezhep mensuplarının deccal safsatasına inanmaları ve bu batıl düşünceyi yayma sebeplerine anlam veremiyorum. Bu kadar basit ve temelsiz düşüncelerin onlarda inanç esaslarına dönüşmesi, onlar adına acınacak bir durumdur. Bizim adımıza da acınacak durum ise bunları kendimize rehber seçip, inançlarını yargılamadan körü körüne iman etmemiz ve onların oluşturmuş oldukları yolu mezhep edinerek, gerçek dini yaşadığımızı sanmamızdır.
Müslümanlar arasında âlim diye bilinen bazı kişiler ise Deccal’a ek olarak Süfyan adında bir bilimkurgu karakteri daha oluşturmuşlar. Maalesef Deccal’da olduğu gibi Süfyan ile ilgili de birçok hadis uydurulmuşlar. Deccal’ın dinsizliği ön plana çıkartılırken Süfyan’ın ise Müslümanlardan görünüp İslam’a savaş açmış biri olarak tanıtılır. Kimi kendini bilmez insanlar, İslam dini içerisindeki bozulmuş yapılara (cemaat, tarikat vb.) savaş açmış ya da savaş açacak olan aklıselim yöneticilere, Süfyan lakabını takıyor ya da yakıştırabiliyor. Bu durumun en güzel örneği, Türkiye’de birçok insanın sevdiği, kitaplarını binlerce defa okuduğu, onun fikirleriyle sayısız grup ve cemaat oluşturulduğu, 15 Temmuz’un mimarisi olan FETÖ’nün de ilham kaynağı olan Said Nursi’den başkası değildir. Said Nursi’nin Atatürk hakkındaki görüşleri ve ona Süfyan yakıştırmasını kitaplarında görmekteyiz. Maalesef ülkenin yöneticileri bu duruma ses çıkarmadıkları gibi Said Nursi ve fikirlerinin ülke içerisinde yayılması için devletin tüm kaynaklarını peşkeş çekmekten geri kalmamaktalar.
Mehdi düşüncesi ve varlığı ise gelmiş geçmiş bütün dinlerde bulunmaktadır. Bu düşüncenin geçmişi, bildiğimiz kadarıyla Sümerlere kadar gitmektedir. Sümerler, Mehdiyi kurtarıcı olarak görüyorlardı. Onlara göre yaratıcı, Mehdi’yi yeryüzüne göndererek, hâkimiyeti sağlayıp insanlar arasında adaleti sağlayacaktı. Zaman geçse de Mehdi’ye yüklenen anlam hep aynı kalmıştır. Bazı dinlerde Mehdi bir kişidir bir şahsiyettir. Bazı dinlerde de kendi peygamberlerinin tekrar vücut bulup yeryüzüne ineceği düşüncesidir. Ama ortak olan nokta her inançta Mehdi’nin var olmasıdır. Mesela Mehdi, Mecusilikte yardımcı anlamınagelen Saoşyant’tır, Budizm’de, merhametli anlamına gelen Maytreya’dır, Hinduizm de dünyadaki pisliği temizleyen anlamındaki Kalki’dir. Yahudilerde de Mehdi düşüncesi vardır. Kudüs’ü putperestlerden kurtaracak, Arapları vergiye bağlayıp Hz. Süleyman’ın mabedini tekrar inşa edecek düşüncesi vardır. Hatta çoğu fanatik Yahudi ya da Hristiyan’da “Ortadoğu’daki huzur ortamı Mehdi ya da Mesih’in gelişini geciktirmektedir” düşüncesi ağır basmaktadır. Bu yüzden Mehdi ve Mesih’in gelişini hızlandırmak için huzursuzluk çıkarma çabasındalar. Hristiyanlıkta, Hz. İsa’nın yarım kalan vazifesini yerine getirmek için tekrar dünyaya geleceği, adaleti ve barışı sağlayacağı düşüncesi bulunur. Oysaki yaratıcı tarafından peygamber seçilen hiç kimse görevini tamamlamadan bu dünyada göçüp gitmemiştir. Peygamber görevini tamamlamadan göçüp gittiğini düşünenler, yaratıcıyı da kendileri gibi düşünenlerdir.
İslamiyet içerisindeki Mehdilik düşüncesi ise hadis yazarları sayesinde oluşmuştur. Şia, Sünni ve tasavvuf düşüncelerine sahip insanlar sayesinde de geniş coğrafyalara yayılmıştır. İslam coğrafyası içerisindeki tembellik, yapılan kötülüklere karşı havalecilik, suskunluk, beklenti ve benzeri birçok duyarsızlığın yegâne sebebi, mehdi düşüncesi içerisindeki gelecek olan kurtarıcıya umut bağlanmasıdır. Oysaki en büyük kurtarıcı insanın kendi içerisinde saklıdır. Birey düzeldi mi aile düzelir, aile düzeldi mi çevre düzelir, çevre düzeldi mi toplum düzelir, dünya güzelleşir.
Tarikat cemaat ve benzeri oluşumlar, çoğu kez liderlerini ya Mehdi olarak ya da Mehdi’nin gelişini hızlandırıcı yardımcılar olarak görmüşler. Böylece istisnasız her cemaatte bir mehdi portesi oluşmuştur. Oluşturmuş oldukları güce ve müritlerine de Mehdi ordusu diyecek kadar da akıllarını peynir ekmekle yemişler. Bu durum bazı insanlar ve müritler üzerinde köleliği ve cehaleti hızlandırmış. Maalesef ortaya çıkan bu cehaletle, dünyamızı yaşanmaz kılmıştır. İslami yaşam içerisinde inançların yapay yaşanmasına neden olmuştur.
| İslamiyet’te mehdilik düşüncesinin anlamı; pasif bir kişilik yapısı oluşturularak, kişinin hayatına yön vermemesi, toplumsal olaylara karşı duyarsız kalması, kurtarıcı düşündüğü kişinin gelişini bekleyerek dilencilik yapması, elini taşın altına koymayarak başkasının koymasını beklemesidir. Çünkü dünün bugünün Mehdi kazanımları; hayata sadece başkasından medet umarak köle bir yaşantıya insanları ikna etmekten başka bir şey katmamıştır. |
Devamı için Tıklayınız : https://saittasci.com/kategori/kitaplar