“De ki: Bizim başımıza ancak Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim mevlamızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” (Tevbe Suresi 51. Ayet Meali)

Turkish English Germany

MEHDİ VE DECCAL ALDATMACASI

MEHDİ VE DECCAL ALDATMACASI

Yorum yapılmamış 1538 Görüntülendi

MEHDİ VE DECCAL ALDATMACASI

ALDATMACASI

Hristiyanlıkta Deccal;

            Hristiyanlar, ahir zamanda ortaya çıkacağını düşündükleri olağanüstü özelliklere sahip ve şeytani bir varlık olarak gördükleri Deccal için “anti christ” kelimesini kullanırlar. Bu kelimenin Süryanice’deki karşılığı daggala’dir. İslam kaynaklarında geçen Deccal kavramının “daggala” kelimesiyle birebir olması manidardır. Ayrıca Hristiyanlıkta ve Müslümanlıkta Mesih’in tekrar yeryüzüne inişi ve Deccal’ı öldürme düşüncesini duymayan kalmamıştır.

 İslam’da Deccal;

             Hadislerde, insanüstü bir kişi olarak anlatılan Deccal ’in ahir zamanda ortaya çıkacağı ve dünyaya kötülüğü yayacağı bilgisi vardır. Ayrıca Hz. İsa’nın gökten ineceğini bildirmektedir.  Hz. İsa’nın gökten inip Deccal ’i öldürme görüşü, Ebu Hanife, İmam Maturidi, Eşari dâhil olmak üzere birçok kişi tarafından kabul görülmüştür. Hz. İsa’nın tekrar yeryüzüne inişi ya da Deccal’ı öldürme düşüncesi, Hristiyanlara ait batıl bir inanış olup Kur’an’ın hiçbir ayetinde bu görüşün doğruluğunu teyit edecek bir ayet bulunmamaktadır. Bu düşüncenin Hristiyanlıkta ve Müslümanlıkta bulunması, dinlerin, inançların, kültürlerin mutlak etkileşiminin en bariz örneklerindendir. İslami kaidelerden ve inanış esaslarından iyi anladıklarını düşündüğümüz sayısız şeyh, imam ya da cemaat liderleri ve mezhep mensuplarının deccal safsatasına inanmaları ve bu batıl düşünceyi yayma sebeplerine anlam veremiyorum. Bu kadar basit ve temelsiz düşüncelerin onlarda inanç esaslarına dönüşmesi, onlar adına acınası bir durumdur. Bizim adımıza ise acınacak olan, bunları kendimize rehber seçip inançlarını sorgulamadan, körü körüne kabul etmemiz ve onların oluşturduğu yolu mezhep edinerek gerçek dini yaşadığımızı sanmamızdır.

Müslümanlar arasında âlim diye bilinen bazı kişiler ise Deccal’a ek olarak Süfyan adında bir bilimkurgu karakteri daha oluşturmuşlar. Maalesef Deccal’da olduğu gibi Süfyan ile ilgili de birçok hadis uydurulmuşlar. Deccal’ın dinsizliği ön plana çıkartılırken Süfyan’ın ise Müslümanlardan görünüp İslam’a savaş açmış biri olarak tanıtılır. Kimi kendini bilmez insanlar, İslam dini içerisindeki bozulmuş yapılara (cemaat, tarikat vb.) savaş açmış ya da savaş açacak olan aklıselim yöneticilere, Süfyan lakabını takıyor ya da yakıştırabiliyor. Bu durumun en güzel örneği, Türkiye’de birçok insanın sevdiği, kitaplarını binlerce defa okuduğu, onun fikirleriyle sayısız grup ve cemaat oluşturulduğu, 15 Temmuz’un mimarisi olan FETÖ’nün de ilham kaynağı olan Said Nursi’den başkası değildir. Said Nursi’nin Atatürk hakkındaki görüşleri ve ona Süfyan yakıştırmasını kitaplarında görmekteyiz. Maalesef ülkenin yöneticileri bu duruma ses çıkarmadıkları gibi Said Nursi ve fikirlerinin ülke içerisinde yayılması için devletin tüm kaynaklarını peşkeş çekmekten geri kalmamaktalar.

Mehdi düşüncesi ve varlığı ise gelmiş geçmiş bütün dinlerde bulunmaktadır. Bu düşüncenin geçmişi, bildiğimiz kadarıyla Sümerlere kadar gitmektedir. Sümerler, Mehdiyi kurtarıcı olarak görüyorlardı. Onlara göre yaratıcı, Mehdi’yi yeryüzüne göndererek, hâkimiyeti sağlayıp insanlar arasında adaleti sağlayacaktı. Zaman geçse de Mehdi’ye yüklenen anlam hep aynı kalmıştır. Bazı dinlerde Mehdi bir kişi, bir şahsiyettir. Bazı dinlerde de kendi peygamberlerinin tekrar vücut bulup yeryüzüne ineceği düşüncesidir. Ama ortak olan nokta her inançta Mehdi’nin var olmasıdır. Mesela Mehdi, Mecusilikte yardımcı anlamına gelen Saoşyant, Budizm’de merhametli anlamına gelen Maytreya, Hinduizm’de ise dünyadaki pisliği temizleyen anlamındaki Kalki’dir. Yahudilerde de Mehdi düşüncesi vardır. Kudüs’ü putperestlerden kurtaracak, Arapları vergiye bağlayıp Hz. Süleyman’ın mabedini tekrar inşa edecek düşüncesi vardır. Hatta çoğu fanatik Yahudi ya da Hristiyan’da “Ortadoğu’daki huzur ortamı Mehdi ya da Mesih’in gelişini geciktirmektedir” düşüncesi ağır basmaktadır. Bu yüzden Mehdi ve Mesih’in gelişini hızlandırmak için huzursuzluk çıkarma çabasındalar. Hristiyanlıkta, Hz. İsa’nın yarım kalan vazifesini yerine getirmek için tekrar dünyaya geleceği, adaleti ve barışı sağlayacağı düşüncesi bulunur. Oysaki yaratıcı tarafından peygamber seçilen hiç kimse görevini tamamlamadan bu dünyada göçüp gitmemiştir. Peygamber görevini tamamlamadan göçüp gittiğini düşünenler, yaratıcıyı da kendileri gibi düşünenlerdir.

 İslamiyet içerisindeki Hz İsa’nın tekrar yeryüzüne gelişi ve Mehdilik düşüncesi, hadis yazarları sayesinde ortaya çıkmıştır. Şia, Sünni ve tasavvuf düşüncelerine sahip insanlar sayesinde de geniş coğrafyalara yayılmıştır. İslam coğrafyasında görülen tembellik, yapılan kötülüklere karşı havalecilik, suskunluk, beklenti ve benzeri birçok duyarsızlığın yegâne sebebi, Mehdi düşüncesi içindeki gelecek olan kurtarıcıya umut bağlanmasıdır. Oysaki en büyük kurtarıcı insanın kendi içerisinde saklıdır. Birey düzeldi mi aile düzelir, aile düzeldi mi çevre düzelir, çevre düzeldi mi toplum düzelir, dünya güzelleşir.

Tarikat cemaat ve benzeri oluşumlar, çoğu kez liderlerini ya Mehdi olarak ya da Mehdi’nin gelişini hızlandırıcı yardımcılar olarak görmüşler. Böylece istisnasız her cemaatte bir mehdi portesi oluşmuştur. Oluşturmuş oldukları güce ve müritlerine de “Mehdi ordusu” diyecek kadar da akıllarını peynir ekmekle yemişler. Bu durum bazı insanlar ve müritler üzerinde köleliği ve cehaleti hızlandırmış. Maalesef ortaya çıkan bu cehaletle, dünyamızı yaşanmaz kılmıştır. İslami yaşam içerisinde inançların yapay yaşanmasına neden olmuştur.

“İslamiyet’te mehdilik düşüncesinin anlamı, pasif bir kişilik yapısı oluşturmak, kişinin hayatına yön vermemesini sağlamak, toplumsal olaylara karşı duyarsız kalmak ve kurtarıcı olarak düşündüğü kişinin gelişini bekleyerek dilencilik yapmak olarak özetlenebilir. Bu, elini taşın altına koymayıp başkasının koymasını beklemek demektir. Çünkü dünün ve bugünün Mehdi anlayışı, hayata sadece başkasından medet umarak insanları köle bir yaşantıya ikna etmekten başka bir kazanım getirmemiştir.”

            “İnsanoğlu, Mehdi’nin (beklenen kurtarıcının) geleceğini binlerce yıldır sabırsızlıkla beklemektedir. Oysa asıl kurtarıcı, insanın ta kendisidir. Kendisini düzeltirse, çevresi düzelir, dünyası güzelleşir ve Mehdi masalındaki ortam gerçekleşir. Ancak insanoğlu, kendisini düzeltmediği gibi, her çağda Mehdi’nin gelişini hızlandırmak adına dünyayı cehenneme çevirmektedir.”

Acı bir gerçektir ki, din doğru yaşanıldığında dünyayı güzelleştiren bir araç olmakta, yanlış yaşanıldığında da dünyayı yaşanmaz kılmaktadır. Çünkü dindeki yanlış inanış ve yaşantı, bulaşıcı bir hastalık gibi nesilden nesille geçebilmektedir. Kısacası yapay din ya da yapay inanç, Bulaşıcı Ruhsal Bir Hastalıktır. Çünkü her çocuk günahsız ve masum doğar. Ama doğan çoğu çocuk yeterince araştırma yapmadan atalarının dininde ilerler.

“Doğan bir Hristiyan çocuğu camiye, bir Müslüman çocuğu kiliseye, bir Yahudi çocuğu da Budist tapınağına bırakılsa, bu çocuklar büyüdüklerinde bırakıldıkları yerin inancını ölene kadar savunurlar. Oysaki atalarının inancına bağlı ibadet yerlerine bırakılsalar, bu sefer de o dini ölene kadar hak görüp, iliklerine kadar iman ederler. Kendi inancının doğru ya da yanlış olabileceğini irdelememek, insanoğlunun en büyük zaafıdır. Bu zaaf, milyonlarca insanın hata yapmasına sebep olmaktadır. Böyle biline.”

Kuran’ın ilk ayeti oku’ dur. Ama okumuyoruz, anlamıyoruz ve doğru olanı yaşayamıyoruz. Bu yüzdendir ki, Furkan suresi 30 ayette geçtiği gibi peygamberimiz hesap gününde insanlığı Allah’a şikâyet edecektir. Furkan suresi 30. ayet; “Rabbim! Kavmim bu Kur’an’a büsbütün ilgisiz kaldılar” der.

 Kuranı Okursak Ne Mehdi Kalır Ne Decal Ne De Süfyan…

https://saittasci.com/kategori/kitaplar

Etiketler :
E-Bülten E-Bülten aboneliği ile kampanya ve duyurulara daha hızlı erişin!