İSLAM DİNİNE GÖRE HELAL VE HARAM BESİNLER
Yeryüzündeki çoğu insan, birçok ürünü dinen haram gördüğü için tüketmemektedir. Oysa bu ürünlerin birçoğu, yaratıcının insanlara rehber olsun diye indirmiş olduğu kutsal kitaplarında, haram olan ürünler grubunda yer almamaktadır. Kutsal kitaplarında yasak olmamasına rağmen ürünlerin haram kabul edilmesinin sebebi, yüzyıllar önce bazı din âlimleri gibi gözüken kişilerin kişisel fikirleriyle almış oldukları hükümler ve bu hükümlerin topluma dayatılmasıyla oluşan gelenek, görenek ve âdetin, haram ürünler kategorisinde yer edinmesinden kaynaklanmaktadır. Kısacası bu kişisel fikirler, topluma ilahi emirmiş gibi dayatılıp kabul ettirilmiştir. Maide süresi 87. ayette; “Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve güzel şeyleri haram saymayın, sınırı da aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez” der. Bu ayetle, İslam’da insanoğlu için yaratılan bazı ürünlerin yasaklandığına dair bir delil olmadıkça, insanın aşırıya kaçmaması, helalleri haram yapmaması gerektiği söylenmektedir. Eğer inancımız ve imanımız ilahi kitabın içeriğine göre ise, ilahi kitap ışığında bizlere nelerin haram ya da nelerin helal olduğuna bakmamız ve buna göre hayatımızı şekillendirmemiz gerekir. Ama inancımız ve imanımız bazı insanların düşünmeden söyledikleri ve bir temele dayanmayan düşüncelerine ise kutsal kitabın helal haram sınırı bizlere bir anlam ifade etmemelidir. Çünkü sözde hadisler, sözde âlimlerin sözleri ve bunların harama bakış açılarına ait kişisel fikirleri bize ilahi emirlerden çok daha güvenilir geliyor demektir. Bu aşamada itaatimiz yaratanın sözlerine değil de kulun sözlerine olmuş oluyor.
Maalesef çoğu insan, haram ve helalleri belirten ayetleri önemsememektedir. Önemsedikleri şey, sadece sözde hadisler ve aklını kullanmaktan aciz kişilerin dini bir temele dayanmayan fakat fetva tarzında kesin hüküm içeren sözlerinedir. Allah, bu durumumuzu bildiği için kutsal kitapların birçok yerinde uyarı mahiyetinde sık sık vurgu yapmıştır. Çünkü sosyal yaşamı zorlaştıracağımızı, âdete dinde olmayan fakat dindenmiş gibi dayatmalarla, dini işkence aletine dönüştüreceğimizi bilmektedir. Nitekim Yahudilik, yıllar geçtikçe haram-helal besinler konusunda en katı kuralları ve yasakları olan bir din şekline dönüştüğü ortadadır. Tüm semavi şeriatlarda, yaratan sadece birkaç besini yasaklamış olmasına rağmen, kendini bilmezlerin yapmış oldukları yorum ve eklemelerle, yasaklanmış olan gıda listesi, yıllara göre doğru orantılı bir şekilde artmıştır.
Hristiyan toplumlarındaki bazı mezhepler haricinde, Hristiyanlıkta insan eklemesi olan ve haram kabul edilen gıdalara pek az denk gelmekteyiz. Çünkü kutsal kitaplarında (İncil) “bir şeyi yemek insanı kirletmez” düşüncesi bulunmaktadır. İnsanı kirleten şeyin, kötü düşünce ve eylemler olduğu inancı ağır basmaktadır. Kısacası din mensupların çoğunluğunda “haram yiyecek yoktur” düşüncesi vardır. Gerçek Müslümanlıkta da (Mezhepsiz) haram gıdalar (domuz eti, kan, leş, pis ve Allah’tan başkası adına kesilmiş olan) Hristiyanlıkta olduğu gibi elin parmaklarını geçemeyecek kadar azdır. Ama İslamiyet’in içinde İslam kılıfına bürünmüş mezhepler ve cemaatler arttıkça, yasaklar ve haramlar bunlarla beraber doğru orantıda artmaktadır.
Müslümanlıkta yeri olmamasına rağmen Yahudilerden etkilenerek dine sokulan birçok yasak; insanların yaşam tarzlarında, düşünce yapılarında, topluma karşı davranışlarında farklılık göstermesine sebebiyet vermiştir-vermektedir. Bu farklılıkları güce çevirip kendi tekellerine alan gruplar arttıkça da ilah ve cennet tekelleşmekte, toplumda kutuplaşma ve inançlar arası nefret artmaktadır. Bu yüzden din dışı (ilahi kitapta olmayan) olan bütün eklemeler, masum görülmemelidir. İlahi söz ya da ilahi emir gibi lanse edilmemelidir. İlahi kitapta geçmeyen fakat yasak kabul görmüş olan besinlerin tüketilip tüketilmemesi herhangi bir inanca bağlanmamalı, tamamıyla insanların zevkine ve tercihine bırakılmalıdır.
| Çağımız, ilahi emir ve yasakları topluma ileten peygamberleri, kendilerine risk görmüş ve kendi öğretileri peygamber öğretilerine ters düştüğü için de peygamberleri öldürmüş olan zihniyetin çocuklarıyla karşı karşıyadır. Bu zihniyetin çocukları, günümüzde öldürecek bir peygamber bulamazken, peygamberlerle yayılan kutsal kitapları kendilerince yorumlayıp eklemeler yaparak, yeni helal ve haramlar oluşturup (mezhepler, cemaatler) yeni din yapısı oluşturmaktalar. Bunu yaparak, peygamberler yerine peygamberlerin getirmiş olduğu kutsal kitaba savaş açmaktalar. Sonuç olarak kaosla beslenen bir toplum inşa etmekteler. Bu kaosun mimarları ve müritleri, peygamber öldürmüyor olabilirler ama “peygamberin ümmetiyim” diyenleri birbirlerine düşürüp parçalamaktalar. |
| İlahi kitabı kenara bırakıp, mezheplerin, tarikatların hak ve gerekli olduklarını söyleyenler, peygamberler zamanında yaşamış olsalardı, hiçbir şey bilmez atalarının izinden körü körüne giden, Yahudilerle bir olup peygamber öldüren zihniyette olurlardı. Bunlar, günümüzde yaşadıkları için peygamber bulup öldürememekte ama kutsal kitapları kendilerine göre yorumlayarak, ekleme çıkarma yaparak, helal haram atayarak ilahi kitap katili olmaktalar. Peygamber katilleri ile kutsal kitap katilleri arasındaki tek fark, aynı eylemin farklı zaman dilimlerinde yapılmasıdır. Aradaki ortak nokta ise Allah’ın laneti bunların üzerinde olmasıdır. |
Bakara suresi 173. ayette; “Allah size yalnızca murdar eti, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkasının adına kesilmiş olanı haram kıldı. Ama biri zorda kalırsa, haksızlığa sapmadıkça, sınırı aşmadıkça kendisine günah yoktur. Biliniz ki Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir” der. Bu ayet ve diğer ayetlerde de olduğu gibi cümleler net ve anlaşılır kelimelerden ibarettir. Sosyal yaşamı zorlaştırmak, dinsel yasada farklı bir anlam çıkarmak, insanoğlunun nankörlüğünün dışa yansımasından başka bir şey değildir. Murdar et dediği leştir (bozulmaya maruz kalmış) yani ölmüş, kokuşmuş hayvanın etidir. Kan ve domuz etinden de art niyet ya da farklı bir anlam çıkarmak neredeyse imkânsızdır. Son derece anlaşılırdır. Ama insanların en çok ihtilafa düştüğü nokta ise ilgili ayette geçen “Allah’tan başkasının adına kesilmiş olan…” ayetidir. Bu ayetin de yanlış yorumlanmasındaki sebep, ayetin gerçek manası irdelenirken asıl kaynak olan Kur’an’a değil de mezhep imamların bakış açılarına, onların kaynak kitaplarına bakarak fetva verilmesindendir. Mesela, Maliki mezhebi hayvan keserken besmele getirilmesi gerektiğini, getirilmediği takdirde etin haram olacağını söyler. Fakat Kur’an Maide suresi 5. ayette; Bugün size iyi ve temiz nimetler helâl kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helâldir; sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir,der.Kendilerine kitap verilenlerden kast edilen, Allah inancına sahip olanlardır. Yani Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlardır. Ayrıca yaratıcının var olduğuna inanan fakat kendisini bir dine daha oturtmamış insanlar da buna dâhildir. Oysaki bunların birçoğu, hayvan keserken besmele ile başlamazlar. Allah’tan başkasının adına kesilmiş olandan kasıt, hayvan boğazlanırken yani kesilirken Allah’tan başka bir ilah inancı olan (Yunan mitolojilerindeki tanrılar misali) ve kesilen hayvanı ona hitaben adak adayan ya da ona sunan bir durum söz konusuysa, haramdır, yenilemez demektedir. Nitekim bu düşüncenin bir benzeri İncil’de de bulunmaktadır. Kutsal Ruh ve bizler, gerekli olan şu kuralların dışında size herhangi bir şey yüklememeyi uygun gördük; Putlara sunulan kurbanların etinden, kandan, boğularak öldürülen hayvanların etinden ve fuhuştan sakınmalısınız (Elçilerin İşleri 15;28-29). Enam suresi 145. ayette De ki;”Bana vahiy edilende, murdar et (leş) veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah’tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimse için yasaklanmış bir şey bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak şartıyla, kim (yasaklananlardan) yemek zorunda kalırsa, bilsin ki Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir.Bu ve benzeri diğer ayetlerden de çıkaracağımız dersler açık ve nettir. “Günah işlenerek Allah’tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka…” ayetinde hayvan kesilirken yapılan fiilde bir günah bulunmalıdır. Bu fiili günah, hayvanı kestiğin an besleme çekilmediği için değildir. Eğer öyle olmuş olsaydı yaptığımız tüm fiili eylemlerde besmelesiz yapıldığı için günah söz konusu olurdu ve böylece o iş haram olurdu. Demek ki “Allah’tan başkası adına kesmek” sözünde kast edilen anlam İlah’tır. Yani farklı bir ilah düşüncesi (Yahudilerin, Hristiyanların ilahı da bizin ilahtır)’dir. O yüzdendir ki, Kur’an’da söylendiği gibi Müslümanlara diğer ehli kitapların yiyecekleri helal kılınmıştır. Onlara da Müslümanların yiyecekleri helal kılınmıştır. Bir Hristiyan’ın ya da Yahudi’nin yemeğini rahatça yiyebileceğimizi Kur’an açık ve seçik bir şekilde söylemektedir. Bu açık ayete rağmen ilah inancı olan bir gayrimüslimin, abdestsiz iken hayvanı kesmiş, besmele çekmemiş, kıbleye döndürmemiş ya da keserken “Allah” dememiş gibi bahanelerin arkasına sığınarak o etten yememesi ya da yenilmesine şüpheyle yaklaşması, vesveseli olup aklını şeytana satmaktan başka bir şey değildir. Maalesef bu tarz zihniyete sahip birçok insan bulunmaktadır. Hatta aynı dinin mensubu olup ta sırf aynı cemaatin ideolojisini benimsemediği için onun yiyeceğini ya da kestiği hayvanın etini yemeyen, şuur ve akıldan yoksun insanlar da bulunmaktadır. Bu tür insanlara gerçeği gösterip ikna etmek neredeyse imkânsızdır. Çünkü bunlar Kur’an’ı okurlar ama anlamazlar. İşitirler ama idrak etmezler. At gözlüğü takıp yoluna devam ederler. Yine de ilgili Kur’an ayetlerini onlara hatırlatmakta fayda vardır. Enam suresi 150. ayet De ki; “Allah şunu yasak etti diye şahitlik edecek tanıklarınızı getirin.” “Eğer onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla birlikte (bu yalana) şahitlik etme; ayetlerimizi yalan sayanların ve ahiret gününe inanmayanların arzularına uyma. Onlar rablerine başkalarını eş tutuyorlar” der.
Yunus suresi 59, 60. ayetlerde De ki “Allah’ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir kısmını helâl bir kısmını haram saymanıza ne demeli?” De ki; “Buna Allah mı izin verdi yoksa Allah adına hüküm mü uyduruyorsunuz?” “Peki, kendi uydurmalarını Allah’a yakıştıranlar, kıyamet gününde olacaklar için ne düşünüyorlar? Gerçek şu ki Allah insanlara karşı lütufkârdır; ama onların çoğu şükretmezler”. Nahl suresi 116. ayette; “Ağzınıza geldiği gibi yalan yanlış konuşarak, “Bu helâldir, bu haramdır” demeyin; çünkü Allah hakkında asılsız şey söylemiş olursunuz; Allah hakkında asılsız şey söyleyenler de kesinlikle iflah olmazlar” der.
Al-i İmran suresi 50. ayette; “Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınmış olanların bir kısmının sizin için helâl olduğunu bildireyim diye gönderildim ve size Rabbimden bir mucize getirdim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin” der.Bu ayetten çıkaracağımız ders, Tevrat’a, İncil’e, geleneğe, göreneğe, örfe, âdete, yaşam tarzına bakarak haram, helal belirlemememiz ve istemli istemsiz Tevrat’ı, İncil’i temel alıp, haram ve helal konusunda fetva vermiş olan bazı İslam âlimi görünen kişileri dikkate almamaktır. Bakacağımız tek kaynak, Allah’ın son şeklini vermiş olduğu Kur’an ve Kur’an’ı temel alıp içeriğini kimseden etkilenmeden, korkmadan söyleyen, ayetleri tarafsızca ve ayetler arası bütünlük sağlayacak şekilde açıklama yapan, gerçek İslam âlimleridir.
Enam suresi 146. ayette; “Yahudilere mahsus olmak üzere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık.Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç olmak üzere, sığır ve koyunun ise iç yağlarını onlara haram kıldık. Taşkınlıkları yüzünden onları böyle cezalandırdık. Biz elbette doğru sözlüyüz” der. Mezhep imamlarımız, bu ayette geçen “tüm tırnaklı hayvanları haram kıldık” sözünü görüyorlar da bunun sebebi sürekli taşkınlık yapan, peygamber öldüren, verdikleri sözde sürekli cayan (Allah’a ve Hz. Musa’ya verilip tutulmayan sözler vb.) bir ırkı yola gelmeleri için yazıldığının bilincinde olmuyorlar. Yahudilerdeki yasaklı yiyecekler, yiyeceklerin içeriğinden çok o anki topluma ceza olsun diye yasaklandığı ortadadır. Ama insanlar bu yasakları o zaman diliminin dışına çıkararak, nesiller boyu ve inançlar arası yayılmasını sağlarlar.
Kur’an’da geçmeyen fakat çoğu Müslüman’a göre haram kabul edilen besinlerin var olma sebebi, peygamber sözü olduğu iddiasında olan sözde bazı iftira hadislerin olması ya da mezhep imamlarımızın günümüz Tevrat’ından etkilenerek, bir dönem Yahudi ırkına ait olan yasakları, İslam’a da mal etmesinden kaynaklanmaktadır. Yasak ve haram olmayan besinleri haram görmek ve bu durumu da İslam kaidesi yapmak, akıl işi olmadığı gibi kesinlikle iyi bir niyetin de yansıması değildir.
Tevrat’taki besinsel yasaklar, Yahudilerin taşkınlıkları öncesi Yahudi ırkına helal miydi? Tabi ki de helaldi. Al-i İmran suresi 93,94. ayetlerde; “Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Yakup’un) kendisine haram kıldıkları dışında, yiyeceklerin her türlüsü İsrail oğullarına helâl idi. De ki; “Doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirip okuyun!” Artık bundan sonra kim Allah adına yalan uydurursa işte onlar zalimlerin ta kendileridir”, der. Günümüzde peygamberde yaşamıyorken bunca karmaşanın içinde neyin helal neyin haram olduğuna nasıl karar vereceğiz? Kafamız gittikçe karıştı. Bu alanda “bir şeyhin ya da mezhep âlimlerinin düşüncesi şart” diyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Tam bu sırada Maide suresi 4. ayeti hatırlamamız gerekir. Maide suresi 4. ayet; “Kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar. De ki; “İyi ve temiz olanlar size helâl kılınmıştır.” Yırtıcı hayvanlardan olup Allah’ın size öğrettiği ile eğiterek avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yiyin; üzerine Allah’ın adını da anın. Allah’tan korkun…” der.Ayet son derece açıktır. Kur’an’ın haram kabul ettiği leş, domuz eti, kan ve pis olarak gördüğün şeyler haram, bunlar dışında içine sinen, çevrene ve sana zarar vermeyen her şey helaldir. Bazı besinleri yemeyebilirsiniz ama yemediklerimizi (at eti, yengeç, balık vb.) dinen haramdır diyemezsiniz.
| Mezheplerin ilahi dinde yeri yoktur. İlahi dinde yeri olmayan bir oluşumun din adına vereceği kararlar şüphelidir. Hem şüpheli hem de ilahi sözle bütünleşmeyen hükümler, ilahi kelamı yansıtmaz. |
Maalesef “dinen haramdır” tabirini en çok kullanan ve bu kriteri topluma dayatanlar, mezhep çizgisinde olanlardır. Mezheplerin dinde yeri olmadığını kitabımda vurguladığım için tekrar açıklama ihtiyacı duymadım. Dinde olmayan bir oluşumun, din hakkında vermiş olduğu ya da vereceği hüküm, hükümsüzdür. Hükmü, ancak hüküm sahibi verir. (Allah’tır) Allah hükmünü kutsal kitaplarda detaylıca belirtmiştir. Buna rağmen mezhep kararları doğrultusunda helal haram belirlemek, Kur’an ayetlerini yetersiz görmektir. Dinin yetersiz açıklandığını söylemektir. Kur’an’ın yorumda değil, eklemelerle güncellemek gerektiği tezini savunmaktır. Toplum ve insanlar arasında ayrıştırma, ötekileştirme ve hor görmenin oluşumuna hizmet etmektir. Peygamberlerin ölümünden sonra Yahudi ve Hristiyanların yaptıkları gibi yeni bir dini anlayışını tercih etmektir, yeni bir ayrıştırma modelini seçmektir. İnsanlar arasında ayrıştırma yapmak, nifak tohumundan başka bir şey değildir. At eti, zürafa eti, balık dışı su ürünleri (midye, yengeç…) gibi sayısız temel besinleri aynı dini temsil eden fakat farklı coğrafyada yaşayan insanların bir kısmına helal diğer bir kısma haram kılmaktır. İslam’ı kutuplaştırmaktır. Sonrada dinimiz bir, Kur’an’ımız bir, Allah’ımız bir, yasak ve haramlarımız bir diyeceksin. Ve yalan konuştukça, şeytana hizmet ettikçe, dinini parçalayanlardan oldukça, cennetin sana vaat edildiğini düşüneceksin. Kendine de elhamdülillah Müslüman doğduk, Müslüman’ım diyeceksin, korkmayacaksın, utanmayacaksın ve bu duruma devam edeceksin.
| Müslümanlık kimliğini benimseyenler, aynı payda da buluşmayı bilmelidir. Aynı ilahi kitaba inanıyorlarsa, aynı yasağa yasak, aynı harama haram demeleri ve buna göre davranmaları gereklidir. Aynı yasağa yasak, aynı harama haram diyemiyorlarsa, inanç ilkelerinde yanlış giden bir şeylerin var olduğunu düşünmelidir. Düşünemeyenler, irdeleme fiilinden de yoksunsa, aklını tarikata, cemaate ve benzeri yapılanmalara, zararına kiraya vermiştir. Gaflet uykusundan uyanıp İslamlaşıp Müslümanlaşmak istiyorsa, kira kontratını sonlandırmalıdır. Sonlandırılan her kontrat, insanoğlunu Müslümanlığın özüne yaklaştıracaktır. |
| Mezheplerin dayatması yüzünden, haram kabul ettiğimiz çoğu besinin aslında dinen haram olmadığı gerçeği vardır. Bu gerçeklerin üstünün örtülmüş olmasının sebebi, günümüze yansıyan Tevrat’ın ve onun yorumsal ürününün toplumca benimsenmesinden başka bir şey değildir. Bir de gerçeğe kör olan, sözde âlim görünen cahillerin kişisel yorumlarının din edinilmesindendir. Acı ve garip olan durum, Müslümanların büyük bir çoğunluğu Kur’an’ın gelişi ile Tevrat hükmünün geçersizliğini düşündüğü halde Tevrat’ın besin ile ilgili hükümlerini, Kur’an’daki ilgili hükümlerden daha üstün, daha doğru görüyor ve benimsiyor olmasıdır. |
Elhamdülillah Müslüman’ım diyen büyük bir çoğunluk, birçok konuda Kur’an’ı kenara bırakarak günümüzdeki Tevrat’ın vermiş olduğu hükümlere bilinçli ya da bilinçsizce uymaktadır. Bu satırları okurken “hayır öyle bir şey yok, biz Kur’an’a uyuyoruz” diye içinden ses çıkaranları duyar gibiyim. Bu sesi içinden geçiren insanlar ya Kur’an okumamışlar ya da mezheplerin besinlerle ilgili vermiş oldukları fetvalara o kadar körü körüne bağlanmışlar ki, bunları da ilahi emir sanıyorlar. İlahi emri okumuş olsalardı, işin böyle olmadığını zaten görürlerdi. Ama yaptıkları her şeyin doğru olduğuna dair öylesine şartlanmışlar ki, bozuk inanış şekillerine deliller gösterirler. Bu delilleri, Kur’an ayetlerinden değil de ya imam Hanefi, Şafii, Maliki, Hambeli ya da Buhari, Tirmizi, Ebu Hureyre… ve benzerlerinden nakil yaparak verirler. Çünkü Kur’an’da bu tarz emirlere ya da fetvalara denk gelemezler.
Kur’an onların bu davranışlarını asla desteklememektedir. Bunlar, Nahl suresi 116. ayeti ya hiç okumamışlar ya da iyi niyetli değiller. Çünkü ilgili ayet; “Ağzınıza geldiği gibi yalan yanlış konuşarak, “Bu helâldir, bu haramdır” demeyin; çünkü Allah hakkında asılsız şey söylemiş olursunuz; Allah hakkında asılsız şey söyleyenler de kesinlikle iflah olmazlar” der.
Kendisini Müslüman olarak gören her insanın yapması gereken ilk işi, İslam coğrafyasında yüzyıllarca Gavs, Şeyhülislam, Bediüzaman, Şeyh, Hacı, Hoca, Âlim, Önder gibi lakaplarla ön planda olan kişilerin sözlerini, Kur’an süzgecinden geçirdikten sonra hayatlarına uygulamak olmalıdır. Çünkü dinin sahibi insanlar değildir, yaratandır. Bu yüzden her insan, ilahi kitaptan bir elek yaparak, bu sözleri elekten geçirmeli, geçenlere uyup, geçmeyenleri elinin tersiyle itmelidir. Ayrıca hem bu dünyanın hem de sonsuz yaşamın olduğu diğer dünyanın mükâfatlarını kazanmak için sadece ve sadece ilahi emir içeriklerini rehber edinmelidir. Çünkü Kur’an, din ve yaşam adına gerekli olan her şeyi açıklamıştır. Kuran sadece aklını kullanmak istemeyenler için, bir de aklını kiraya vermiş olanlar için yetersizdir.
| Kur’an’ın içeriğine yapılabilecek en büyük ihanet, Kur’an ayetlerinde, dini, beşerî ve sosyal olaylarla alakalı yetersiz bilginin olduğunu, birçok konuda detaya değinilmediğini, bu yüzden hadis ve hadis yorumlarına başvurulması gerektiğini söylemektir. Maalesef bu söylemlerden sonra dine eklemeler yapılarak “bu dinin prensibidir, kuralıdır, farzıdır, sünnetidir, vacibidir” denilmeye başlanmaktadır. Böylece kendi ideolojisine ait olan eylem ve düşünceleri, insanlara hak din diye dayatıp, insanların bu gereksiz ayrıntıları yaparak sevap kazandıklarına inandırılır. Ondan sonra yaşasın binlerce parça ve bölünmüşlük. Yaşasın huriler ve din adına hüküm vermeler, menfaat elde etmeler! |
İslami, ahlaki, beşerî ve benzeri bir şüphe ya da soru ile karşılaştığımızda, Kur’an’da bu konuyla alakalı açıklayıcı hiçbir bilgiye ulaşamıyorsak, o konu din adına o kadar da önemli olmadığını düşünmemiz gerekir. İllaki o konuyla alakalı bir karar verilecekse, karar verme kriterimiz, topluma, insana, doğaya zararsız ve temiz olanı yapıp, pis, zararlı ve israf olanları terk etmek olmalıdır. Çünkü gerisi gereksiz teferruattır. Her ince detaya has elbise dikmek Allah’ın göndermiş olduğu ilahi kitabı beğenmeyip yetersiz görmekten başka bir şey değildir. Bu da yaratıcıya ve Kur’an’a ihanettir. Çünkü Kur’an’ın yetersizliği diye bir durum asla söz konusu değildir. Nitekim Maide suresi 3. ayette; “…bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim…” der. Allah ayetinde belirttiği gibi dinimiz eksiksizlik, olgunluk ve yetkinlik konularında tamamlanmışsa, İslam’ı benimsemiş bunca topluluk arasındaki haram-helal farkları nereden çıkıyor? Her Müslüman bu farklılıkların sebebini, Kur’an’a bağlayamayacağına göre hatayı nerede araması gerekir? Tabii ki de hata, çoğu insanın bir parçası olduğu bu yüzden de Allah Enam suresi 159. ayetinde uyardığı ümmet dışı mezhepler, cemaatler ve gruplardır. Yani hata ben Müslüman’ım dediği halde kendisini ümmet dışı bir gruba dâhil edip, dâhil olduğu oluşumu hak gören ve üyelerini kayıranlardır. Bunlar, bozulmuş Yahudi inancı ve benzeri batıl inançsal topluluklarından ilham almaktalar. Aslında Yahudilerdeki haramlara bakılarak ne söylediğim daha iyi anlaşılacaktır.
| Yahudilerin ve Hristiyanların kutsal kitaplarında, içki ve benzeri ürünlerin dinen tüketilip tüketilmemesi ile alakalı metinlerin diğer metinler içerisindeki bağında çelişki bulunmaktadır. Bu durum, Yahudi ve Hristiyanlarda bazı ürünlerin “helal mi-haram mı?” olduğuna dair kesin bir yargıda buluşmalarını engellemektedir. Sonuç olarak bu durum, Hristiyan ve Yahudilikte mezheplerin doğmasına zemin hazırlamıştır. Kur’an’da ise ayetler arasında çelişki olmamasına rağmen, Kur’an’ın anlaşılarak okunmamasından dolayı mezhepler ve tarikatlar oluşmaktadır. Mezhep ve tarikatlar da ümmet içerisinde bölünmeyi, çarpık inanış şekillerinin oluşmasını ya da tuhaf ibadet şekillerinin doğmasını tetiklemektedir. YA UYANIP SİLKELENECEĞİZ ya da DİNİNİ PARÇALAYANLARDAN OLACAĞIZ. |
Devamı için Tıklayınız: https://saittasci.com/kategori/kitaplar