“De ki: Bizim başımıza ancak Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim mevlamızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” (Tevbe Suresi 51. Ayet Meali)

Turkish English Germany

İSLAM DİNİNE GÖRE HELAL VE HARAM BESİNLER

İSLAM DİNİNE GÖRE HELAL VE HARAM BESİNLER

Yorum yapılmamış 1847 Görüntülendi

İSLAM DİNİNE GÖRE HELAL VE HARAM BESİNLER

Yeryüzündeki çoğu insan, birçok ürünü dinen haram gördüğü için tüketmemektedir. Oysa bu ürünlerin önemli bir kısmı, Yaratıcının insanlara rehber olsun diye indirdiği kutsal kitaplarda haram olarak sayılmamaktadır. Kutsal metinlerde yasak olmamasına rağmen, bu ürünlerin haram kabul edilmesinin temel nedeni; yüzyıllar önce bazı “din âlimi” kisvesine bürünmüş kişilerin, kişisel kanaatleri doğrultusunda verdikleri hükümler ve bu hükümlerinin topluma gelenek, görenek ve âdet yoluyla dayatılmasıdır. Zamanla bu kişisel fikirler, ilahi bir emir gibi benimsenmiş ve haram kategorisine yerleşmiştir. Maide Suresi 87. ayette şöyle buyrulmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve güzel şeyleri haram saymayın, sınırı da aşmayın. Allah, sınırı aşanları sevmez.” Bu ayetle, İslam’da insanoğlu için yaratılan bazı ürünlerin yasaklandığına dair açık bir delil olmadıkça, insanların helalleri haram kılmamaları ve aşırılıktan kaçınmaları gerektiği vurgulanmaktadır. Eğer inancımız ve imanımız ilahi kitabın içeriğine dayanıyorsa, nelerin helal nelerin haram olduğuna da yine ilahi kitap ışığında bakmamız ve yaşamımızı buna göre şekillendirmemiz gerekir.Fakat inancımızı, bazı insanların düşünmeden söyledikleri, hiçbir sağlam temele dayanmayan fikirlerine göre şekillendiriyorsak; bu durumda kutsal kitabın helal–haram sınırlarının bizler için bir anlamı kalmamış demektir. Çünkü bu anlayışta, sözde hadisler, sözde âlimlerin sözleri ve onların kişisel haram–helal anlayışları, ilahi emirlerden daha güvenilir görülmektedir. Bu noktada itaatimiz, Yaratan’ın sözlerine değil, kulların sözlerine yönelmiş olmaktadır.

             Maalesef çoğu insan, haram ve helalleri belirten ayetleri göz ardı etmektedir. Önem verdikleri şey, yalnızca sözde hadisler ve aklını kullanmaktan aciz kişilerin, dini bir temele dayanmayan fakat fetva niteliğinde kesin hükümler içeren sözleridir. Allah, insanın bu tutumunu bildiği için, kutsal kitapların birçok yerinde bu konuda uyarı mahiyetinde sık sık vurgu yapmıştır. Çünkü sosyal yaşamı zorlaştıracağımızı, dinde olmayan şeyleri dinin bir parçasıymış gibi dayatacağımızı ve böylece dini bir rehber olmaktan çıkarıp adeta bir işkence aracına dönüştüreceğimizi bilmektedir. Nitekim Yahudiliğin, yıllar geçtikçe haram–helal besinler konusunda en katı kurallara ve yasaklara sahip dinlerden biri hâline geldiği ortadadır. Oysa tüm semavi şeriatlarda, Yaratıcı yalnızca birkaç besini yasaklamıştır. Ancak kendini bilmez kişilerin yaptıkları yorumlar, eklemeler ve keyfi hükümler sebebiyle, yasaklanmış gıda listesi zamanla doğru orantılı bir şekilde genişlemiştir.

Hristiyan toplumlarındaki bazı mezhepler hariç, Hristiyanlıkta insan eklemesi olan ve haram kabul edilen gıdalara pek az denk gelmekteyiz. Çünkü kutsal kitaplarında (İncil), “Bir şeyi yemek insanı kirletmez” düşüncesi bulunmaktadır. İnsanı kirleten şeyin, kötü düşünce ve eylemler olduğu inancı ağır basmaktadır. Kısacası, din mensuplarının çoğunluğunda “haram yiyecek yoktur” anlayışı vardır.

Gerçek Müslümanlıkta da haram gıdalar — domuz eti, kan, leş, pis olanlar ve Allah’tan başkası adına kesilmiş olanlar — Hristiyanlıkta olduğu gibi elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır. Ancak İslamiyet’in içinde, İslam kılıfına bürünmüş mezhepler ve cemaatler arttıkça, yasaklar ve haramlar da bunlarla doğru orantılı olarak artmaktadır.

            Müslümanlıkta yeri olmamasına rağmen, Yahudilerden etkilenerek dine sokulan birçok yasak, insanların yaşam tarzlarında, düşünce yapılarında ve topluma karşı davranışlarında farklılık göstermelerine —ve hâlen göstermeye— sebep olmuştur. Bu farklılıkları güce çevirip kendi tekellerine alan gruplar arttıkça, ilah ve cennet anlayışı da tekelleşmiş, toplumda kutuplaşma ve inançlar arası nefret artmıştır. Bu nedenle, din dışı (ilahi kitapta olmayan) bütün eklemeler masum görülmemeli ve ilahi söz ya da emir gibi lanse edilmemelidir. İlahi kitapta geçmeyen, fakat günümüzde haram kabul edilen besinlerin tüketilip tüketilmemesi kararı ise, dini açıdan bir mezhebe bağlanmamalı; tamamen insanların zevkine ve tercihine bırakılmalıdır.

Çağımız, ilahi emir ve yasakları topluma ileten peygamberleri, kendilerine risk görmüş ve kendi öğretileri peygamber öğretilerine ters düştüğü için de peygamberleri öldürmüş olan zihniyetin çocuklarıyla karşı karşıyadır. Bu zihniyetin çocukları, günümüzde öldürecek bir peygamber bulamazken, peygamberlerle yayılan kutsal kitapları kendilerince yorumlayıp eklemeler yaparak, yeni helal ve haramlar oluşturup (mezhepler, cemaatler) yeni din yapısı oluşturmaktalar. Bunu yaparak, peygamberler yerine peygamberlerin getirmiş olduğu kutsal kitaba savaş açmaktalar. Sonuç olarak kaosla beslenen bir toplum inşa etmekteler. Bu kaosun mimarları ve müritleri, peygamber öldürmüyor olabilirler ama “peygamberin ümmetiyim” diyenleri birbirlerine düşürüp parçalamaktalar.

“İlahi kitabı bir kenara bırakıp, mezheplerin ve tarikatların haklı ve gerekli olduklarını söyleyenler, peygamberler zamanında yaşamış olsalardı, hiçbir şey bilmeyen, atalarının izinden körü körüne giden, Yahudilerle iş birliği yapıp peygamber öldüren bir zihniyette olma ihtimalleri vardı. Maalesef günümüzün yobaz zihniyeti, peygamber bulup öldüremiyorlar ama kutsal kitapları kendilerine göre yorumlayarak, ekleme ve çıkarımlar yaparak, helal ve haramı belirleyerek ilahi kitabın katili olmaktalar. Peygamber katilleri ile kutsal kitap katilleri arasındaki tek fark, aynı eylemin farklı zaman dilimlerinde yapılmasıdır. Aradaki ortak nokta ise, Allah’ın lanetinin her ikisinin üzerinde olmasıdır.”

            Bakara suresi 173. ayette; “Allah size yalnızca murdar eti, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkasının adına kesilmiş olanı haram kıldı. Ama biri zorda kalırsa, haksızlığa sapmadıkça, sınırı aşmadıkça kendisine günah yoktur. Biliniz ki Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir” der. Bu ayet ve diğer ayetlerde de olduğu gibi cümleler net ve anlaşılır kelimelerden ibarettir. Sosyal yaşamı zorlaştırmak, dinsel yasada farklı bir anlam çıkarmak, insanoğlunun nankörlüğünün dışa yansımasından başka bir şey değildir. Murdar et dediği leştir (bozulmaya maruz kalmış) yani ölmüş, kokuşmuş hayvanın etidir. Kan ve domuz etinden de art niyet ya da farklı bir anlam çıkarmak neredeyse imkânsızdır. Son derece anlaşılırdır. Ama insanların en çok ihtilafa düştüğü nokta ise ilgili ayette geçen “Allah’tan başkasının adına kesilmiş olan…” ayetidir. Bu ayetin de yanlış yorumlanmasındaki sebep, ayetin gerçek manası irdelenirken asıl kaynak olan Kur’an’a değil de mezhep imamların bakış açılarına, onların kaynak kitaplarına bakarak fetva verilmesindendir. Mesela, Maliki mezhebi hayvan keserken besmele getirilmesi gerektiğini, getirilmediği takdirde etin haram olacağını söyler. Fakat Kur’an Maide suresi 5. ayette; Bugün size iyi ve temiz nimetler helâl kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helâldir; sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir,der.Kendilerine kitap verilenlerden kast edilen, Allah inancına sahip olanlardır. Yani Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlardır. Ayrıca yaratıcının var olduğuna inanan fakat kendisini bir dine daha oturtmamış insanlar da buna dâhildir. Oysaki bunların birçoğu, hayvan keserken besmele ile başlamazlar. Allah’tan başkasının adına kesilmiş olandan kasıt, hayvan boğazlanırken yani kesilirken Allah’tan başka bir ilah inancı olan (Yunan mitolojilerindeki tanrılar misali) ve kesilen hayvanı ona hitaben adak adayan ya da ona sunan bir durum söz konusuysa, haramdır, yenilemez demektedir. Nitekim bu düşüncenin bir benzeri İncil’de de bulunmaktadır. Kutsal Ruh ve bizler, gerekli olan şu kuralların dışında size herhangi bir şey yüklememeyi uygun gördük; Putlara sunulan kurbanların etinden, kandan, boğularak öldürülen hayvanların etinden ve fuhuştan sakınmalısınız (Elçilerin İşleri 15;28-29). Enam suresi 145. ayette De ki;”Bana vahiy edilende, murdar et (leş) veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah’tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimse için yasaklanmış bir şey bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak şartıyla, kim (yasaklananlardan) yemek zorunda kalırsa, bilsin ki Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir.Bu ve benzeri diğer ayetlerden de çıkaracağımız dersler açık ve nettir. “Günah işlenerek Allah’tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka…” ayetinde hayvan kesilirken yapılan fiilde bir günah bulunmalıdır. Bu fiili günah, hayvanı kestiğin an besleme çekilmediği için değildir. Eğer öyle olmuş olsaydı yaptığımız tüm fiili eylemlerde besmelesiz yapıldığı için günah söz konusu olurdu ve böylece o işler haram olurdu. Demek ki “Allah’tan başkası adına kesmek” sözünde kast edilen anlam İlah’tır. Yani farklı bir ilah düşüncesi (Yahudilerin, Hristiyanların ilahı da bizin ilahtır)’dir. O yüzdendir ki, Kur’an’da söylendiği gibi Müslümanlara diğer ehli kitapların yiyecekleri helal kılınmıştır. Onlara da Müslümanların yiyecekleri helal kılınmıştır. Bir Hristiyan’ın ya da Yahudi’nin yemeğini rahatça yiyebileceğimizi Kur’an açık bir şekilde söylemektedir. Bu ayete rağmen ilah inancı olan bir gayrimüslimin, abdestsiz iken hayvanı kesmiş, besmele çekmemiş, kıbleye döndürmemiş ya da keserken “Allah” dememiş gibi bahanelerin arkasına sığınarak o etten yememesi ya da yenilmesine şüpheyle yaklaşması, vesveseli olup aklını şeytana satmaktan başka bir şey değildir. Maalesef bu tarz zihniyete sahip birçok insan bulunmaktadır. Hatta aynı dinin mensubu olup ta sırf aynı cemaatin ideolojisini benimsemediği için onun yiyeceğini ya da kestiği hayvanın etini yemeyen, şuur ve akıldan yoksun insanlar da bulunmaktadır. Bu tür insanlara gerçeği gösterip ikna etmek neredeyse imkânsızdır. Çünkü bunlar Kur’an’ı okurlar ama anlamazlar. İşitirler ama idrak etmezler. At gözlüğü takıp yoluna devam ederler. Yine de ilgili Kur’an ayetlerini onlara hatırlatmakta fayda vardır. Enam suresi 150. ayet De ki; “Allah şunu yasak etti diye şahitlik edecek tanıklarınızı getirin.” “Eğer onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla birlikte (bu yalana) şahitlik etme; ayetlerimizi yalan sayanların ve ahiret gününe inanmayanların arzularına uyma. Onlar rablerine başkalarını eş tutuyorlar” der.

            Yunus suresi 59, 60. ayetlerde De ki “Allah’ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir kısmını helâl bir kısmını haram saymanıza ne demeli?” De ki; “Buna Allah mı izin verdi yoksa Allah adına hüküm mü uyduruyorsunuz?” “Peki, kendi uydurmalarını Allah’a yakıştıranlar, kıyamet gününde olacaklar için ne düşünüyorlar? Gerçek şu ki Allah insanlara karşı lütufkârdır; ama onların çoğu şükretmezler”. Nahl suresi 116. ayette; “Ağzınıza geldiği gibi yalan yanlış konuşarak, “Bu helâldir, bu haramdır” demeyin; çünkü Allah hakkında asılsız şey söylemiş olursunuz; Allah hakkında asılsız şey söyleyenler de kesinlikle iflah olmazlar” der.

            Al-i İmran suresi 50. ayette; “Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınmış olanların bir kısmının sizin için helâl olduğunu bildireyim diye gönderildim ve size Rabbimden bir mucize getirdim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin” der.Bu ayetten çıkaracağımız ders, Tevrat’a, İncil’e, geleneğe, göreneğe, örfe, âdete, yaşam tarzına bakarak haram, helal belirlemememiz ve istemli istemsiz Tevrat’ı, İncil’i temel alıp, haram ve helal konusunda fetva vermiş olan bazı İslam âlimi görünen kişileri dikkate almamaktır. Bakacağımız tek kaynak, Allah’ın son şeklini vermiş olduğu Kur’an ve Kur’an’ı temel alıp içeriğini kimseden etkilenmeden, korkmadan söyleyen, ayetleri tarafsızca ve ayetler arası bütünlük sağlayacak şekilde açıklama yapan, gerçek İslam âlimleridir.

            Enam suresi 146. ayette; “Yahudilere mahsus olmak üzere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık.Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç olmak üzere, sığır ve koyunun ise iç yağlarını onlara haram kıldık. Taşkınlıkları yüzünden onları böyle cezalandırdık. Biz elbette doğru sözlüyüz” der. Mezhep imamlarımız, bu ayette geçen “tüm tırnaklı hayvanları haram kıldık” sözünü görüyorlar da bunun sebebi sürekli taşkınlık yapan, peygamber öldüren, verdikleri sözde sürekli cayan (Allah’a ve Hz. Musa’ya verilip tutulmayan sözler vb.) bir ırkı yola gelmeleri için yazıldığının bilincinde olmuyorlar. Yahudilerdeki yasaklı yiyecekler, yiyeceklerin içeriğinden çok o anki topluma ceza olsun diye yasaklandığı ortadadır. Ama insanlar bu yasakları o zaman diliminin dışına çıkararak, nesiller boyu ve inançlar arası yayılmasını sağlarlar.

 Kur’an’da geçmeyen, fakat çoğu Müslümana göre haram kabul edilen besinlerin ortaya çıkış sebebi, peygamber sözü olduğu iddiasında bulunan sözde bazı iftira hadisler veya mezhep imamlarının, günümüz Tevrat’ından etkilenerek bir dönem Yahudi ırkına ait yasakları İslam’a mal etmesidir. Yasak ve haram olmayan besinleri haram görmek ve bunu İslam kaidesi hâline getirmek, ne akıl işi ne de iyi niyetin bir yansımasıdır.

Tevrat’taki besinsel yasaklar, Yahudilerin taşkınlıkları öncesi Yahudi ırkına helal miydi? Tabi ki de helaldi. Al-i İmran suresi 93,94. ayetlerde; “Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Yakup’un) kendisine haram kıldıkları dışında, yiyeceklerin her türlüsü İsrail oğullarına helâl idi. De ki; “Doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirip okuyun!” Artık bundan sonra kim Allah adına yalan uydurursa işte onlar zalimlerin ta kendileridir”, der.

Günümüzde peygamberde yaşamıyorken bunca karmaşanın içinde neyin helal neyin haram olduğuna nasıl karar vereceğiz? Kafamız gittikçe karıştı. Bu alanda “bir şeyhin ya da mezhep âlimlerinin düşüncesi şart” diyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Tam bu sırada Maide suresi 4. ayeti hatırlamamız gerekir. Maide suresi 4. ayet; “Kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar. De ki; “İyi ve temiz olanlar size helâl kılınmıştır.” Yırtıcı hayvanlardan olup Allah’ın size öğrettiği ile eğiterek avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yiyin; üzerine Allah’ın adını da anın. Allah’tan korkun…” der.Ayet son derece açıktır. Kur’an’ın haram kabul ettiği leş, domuz eti, kan ve pis olarak gördüğün şeyler haram, bunlar dışında içine sinen, çevrene ve sana zarar vermeyen her şey helaldir. Bazı besinleri yemeyebilirsiniz ama yemediklerimizi (at eti, yengeç, balık vb.) dinen haramdır diyemezsiniz.

             Maalesef “dinen haramdır” tabirini en çok kullanan ve bu kriteri topluma dayatanlar, mezhep çizgisinde olanlardır. Mezheplerin dinde yeri olmadığını kitabımda vurguladığım için tekrar açıklama ihtiyacı duymadım. Dinde olmayan bir oluşumun, din hakkında vermiş olduğu ya da vereceği hüküm, hükümsüzdür. Hükmü, ancak hüküm sahibi verir. (Allah’tır) Allah hükmünü kutsal kitaplarda detaylıca belirtmiştir. Buna rağmen mezhep kararları doğrultusunda helal haram belirlemek, Kur’an ayetlerini yetersiz görmektir. Dinin yetersiz açıklandığını söylemektir. Kur’an’ın yorumda değil, eklemelerle güncellemek gerektiği tezini savunmaktır. Toplum ve insanlar arasında ayrıştırma, ötekileştirme ve hor görmenin oluşumuna hizmet etmektir. Peygamberlerin ölümünden sonra Yahudi ve Hristiyanların yaptıkları gibi yeni bir dini anlayışını tercih etmektir, yeni bir ayrıştırma modelini seçmektir. İnsanlar arasında ayrıştırma yapmak, nifak tohumundan başka bir şey değildir. At eti, zürafa eti, balık dışı su ürünleri (midye, yengeç…) gibi sayısız temel besinleri aynı dini temsil eden fakat farklı coğrafyada yaşayan insanların bir kısmına helal diğer bir kısma haram kılmaktır. İslam’ı kutuplaştırmaktır. Sonra, “Dinimiz bir, Kur’an’ımız bir, Allah’ımız bir, yasak ve haramlarımız bir” diyeceksin. Ve yalan konuştukça, şeytana hizmet ettikçe, dinini parçalayanlardan olacaksın; buna rağmen cennetin sana ve senin gibilerine vaat edildiğini düşüneceksin. Kendine de “Elhamdülillah, Müslüman doğduk, Müslüman’ım” diyeceksin; korkmayacak, utanmayacak ve bu duruma devam edeceksin.

“Mezheplerin ilahi dinde yeri yoktur. İlahi dinde yeri olmayan bir oluşumun din adına verdiği kararlar her zaman şüphelidir. Hem şüpheli hem de ilahi sözle bütünleşmeyen hükümler, ilahi kelamı yansıtamaz.”

 “Müslümanlık kimliğini benimseyenler, aynı paydada buluşmayı bilmelidir. Aynı ilahi kitaba inanıyorlarsa, aynı yasağa “yasak”, aynı harama “haram” demeli ve buna göre davranmalıdırlar. Eğer aynı yasağa “yasak”, aynı harama “haram” diyemiyorlarsa, inanç ilkelerinde bir yanlışlık olduğunu düşünmelidirler. Düşünemeyenler ve irdelemeden yoksun olanlar, akıllarını tarikata, cemaate ve benzeri yapılanmalara zararına kiraya vermiştir. Gaflet uykusundan uyanıp İslamlaşıp Müslümanlaşmak istiyorsa, kira kontratını derhal sonlandırmalıdır. Sonlandırılan her kontrat, insanı Müslümanlığın özüne bir adım daha yaklaştıracaktır.”

 “Mezheplerin dayatması yüzünden, haram kabul ettiğimiz çoğu besinin aslında dinen haram olmadığı gerçeği vardır. Bu gerçeklerin üstünün örtülmüş olmasının sebebi, günümüze yansıyan Tevrat’ın ve onun yorumsal ürününün toplumca benimsenmesinden başka bir şey değildir. Bir de gerçeğe kör olan, sözde âlim görünen cahillerin kişisel yorumlarının din edinilmesindendir. “

           “Acı ve garip olan durum, Müslümanların büyük bir çoğunluğu Kur’an’ın gelişi ile Tevrat hükmünün geçersizliğini düşündüğü halde Tevrat’ın besin ile ilgili hükümlerini, Kur’an’daki ilgili hükümlerden daha üstün, daha doğru görüyor ve benimsiyor olmasıdır.”

Elhamdülillah Müslüman’ım diyen büyük bir çoğunluk, birçok konuda Kur’an’ı kenara bırakıp, günümüzde Tevrat’ın hükümlerine bilinçli ya da bilinçsizce uymaktadır. Bu satırları okurken içinden “hayır, öyle bir şey yok, biz Kur’an’a uyuyoruz” diyenleri duyar gibiyim. Bu sesi içinden geçiren insanlar ya Kur’an’ı hiç okumamışlardır, ya da mezheplerin besinlerle ilgili verdikleri fetvalara körü körüne bağlanmışlar ve bunları da ilahi emir sanmaktadırlar. İlahi emri okumuş olsalardı, işin böyle olmadığını zaten görürlerdi. Ama yaptıkları her şeyin doğru olduğuna öylesine şartlanmışlardır ki, bozuk inanış şekillerini Kur’an ayetleriyle değil, ya imam Hanefi, Şafii, Maliki, Hambeli, Buhari, Tirmizi, Ebu Hureyre ve benzerlerinden nakillerle kanıtlamaya çalışırlar. Çünkü Kur’an’da bu tarz emirlere ya da fetvalara denk gelemezler. Kur’an onların bu davranışlarını asla desteklememektedir. Bunlar, Nahl suresi 116. ayeti ya hiç okumamışlar ya da iyi niyetli değiller. Çünkü ilgili ayet; “Ağzınıza geldiği gibi yalan yanlış konuşarak, “Bu helâldir, bu haramdır” demeyin; çünkü Allah hakkında asılsız şey söylemiş olursunuz; Allah hakkında asılsız şey söyleyenler de kesinlikle iflah olmazlar” der.

Kendisini Müslüman olarak gören her insanın yapması gereken ilk iş, İslam coğrafyasında yüzyıllarca Gavs, Şeyhülislam, Bediüzaman, Şeyh, Hacı, Hoca, Âlim, Önder gibi lakaplarla ön planda olan kişilerin sözlerini, Kur’an süzgecinden geçirip hayatına uygulamak olmalıdır. Çünkü dinin sahibi insanlar değil, yaratandır. Bu yüzden her insan, ilahi kitaptan bir elek yaparak bu sözleri elekten geçirmeli; geçenlere uymalı, geçmeyenleri ise elinin tersiyle itmelidir. Ayrıca, hem bu dünyanın hem de sonsuz yaşamın bulunduğu diğer dünyanın mükâfatlarını kazanmak için, sadece ve sadece ilahi emir içeriklerini rehber edinmelidir. Çünkü Kur’an, din ve yaşam adına gerekli olan her şeyi açıklamıştır. Kur’an, yalnızca aklını kullanmak istemeyenler için ve aklını kiraya vermiş olanlar için yetersizdir.

“Kur’an’ın içeriğine yapılabilecek en büyük ihanet, Kur’an ayetlerinde dini, beşerî ve sosyal olaylarla ilgili yetersiz bilgi olduğunu, birçok konuda detaya değinilmediğini, bu yüzden hadis ve hadis yorumlarına başvurulması gerektiğini söylemektir. Maalesef, bu tür söylemlerden sonra dine eklemeler yapılarak, “bu dinin prensibidir, kuralıdır, farzıdır, sünnetidir, vacibidir” denilmeye başlanmaktadır. Böylece, kendi ideolojisine ait eylem ve düşünceler, insanlara hak din diye dayatılır ve insanlar bu gereksiz ayrıntıları yaparak sevap kazandıklarına inandırılır. Ardından yaşasın binlerce parça ve bölünmüşlük, yaşasın huriler ve din adına hüküm vermeler, menfaat elde etmeler!”

İslami, ahlaki, beşerî ve benzeri bir şüphe ya da soru ile karşılaştığımızda, Kur’an’da ve Kuranla bütünleşen sahih hadislerde bu konuyla ilgili açıklayıcı hiçbir bilgiye ulaşamıyorsak, o konunun din adına o kadar da önemli olmadığını düşünmemiz gerekir. İllaki o konuyla ilgili bir karar verilecekse, karar verme kriterimiz, topluma, insana ve doğaya zararsız, temiz olanı yapmak; pis, zararlı ve israf olanları ise terk etmek olmalıdır. Çünkü gerisi gereksiz teferruattır. Her ince detaya has elbise dikmek, Allah’ın göndermiş olduğu ilahi kitabı beğenmeyip yetersiz görmekten başka bir şey değildir. Bu da yaratıcıya ve Kur’an’a ihanettir. Çünkü Kur’an’ın yetersizliği diye bir durum asla söz konusu değildir. Nitekim Maide Suresi 3. ayette; “…bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim…” der. Allah, ayetinde belirttiği gibi dinimiz eksiksizlik, olgunluk ve yetkinlik açısından tamamlanmışsa, İslam’ı benimsemiş bunca topluluk arasındaki haram-helal farkları nereden çıkıyor? Her Müslüman, bu farklılıkların sebebini Kur’an’a bağlayamayacağına göre hatayı nerede araması gerekir? Tabii ki de hata, çoğu insanın bir parçası olduğu, bu yüzden de Allah’ın Enam Suresi 159. ayetinde uyardığı ümmet dışı mezhepler, cemaatler ve gruplardadır. Yani hata, “Ben Müslüman’ım” dediği halde kendisini ümmet dışı bir gruba dâhil edip, dâhil olduğu oluşumu hak gören ve üyelerini kayıranlardadır. Bunlar, bozulmuş Yahudi inancı ve benzeri batıl inançsal topluluklarından ilham almaktadır. Aslında Yahudilerdeki haramlara bakılarak ne söylediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Yahudilerin ve Hristiyanların kutsal kitaplarında, içki ve benzeri ürünlerin dinen tüketilip tüketilmemesi ile ilgili metinlerin diğer metinler içindeki bağlamında çelişkiler bulunmaktadır. Bu durum, Yahudi ve Hristiyanların bazı ürünlerin “helal mi, haram mı?” olduğuna dair kesin bir yargıya varmalarını engellemektedir. Sonuç olarak, bu durum Hristiyanlık ve Yahudilikte mezheplerin doğmasına zemin hazırlamıştır. Kur’an’da ise ayetler arasında çelişki olmamasına rağmen, Kur’an’ın doğru anlaşılmayıp okunmamasından dolayı mezhepler ve tarikatlar oluşmaktadır. Mezhep ve tarikatlar ise ümmet içinde bölünmeyi, çarpık inanışların yaygınlaşmasını ve tuhaf ibadet şekillerinin ortaya çıkmasını tetiklemektedir. YA UYANIP SİLKELENECEĞİZ ya da DİNİNİ PARÇALAYANLARDAN OLACAĞIZ.

Yahudilikte Haram Besinler

            Levililer; 11:2-43 “İsrail halkına deyin ki, karada yaşayan hayvanlardan şunların etini yiyebilirsiniz; Çatal ve yarık tırnaklı, geviş getiren hayvanların tümü.  Ancak geviş getiren ve çatal tırnaklı olan hayvanlardan etini yememeniz gerekenler şunlardır; Deve geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır. Kaya porsuğu geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır. Tavşan geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır. Domuz çatal ve yarık tırnaklıdır, ama geviş getirmez. Sizin için kirli sayılır. Bu hayvanların etini yemeyecek, leşine dokunmayacaksınız, sizin için kirlidir. “Suda yaşayan hayvanlardan şunların etini yiyebilirsiniz; Denizde, akarsularda yaşayan pullu ve yüzgeçli canlıların etini yiyebilirsiniz.  Denizdeki ve akarsulardaki bütün pulsuz ve yüzgeci olmayan canlılar- suda küme halinde yaşayanlar ve ötekiler- sizin için iğrenç sayılır. Bunlar sizin için iğrenç sayılacak. Etlerini yemeyecek, leşlerinden tiksineceksiniz. Suda yaşayan bütün pulsuz ve yüzgeci olmayan canlılar sizin için iğrenç sayılacak. “Tiksindirici kuşların etini yemeyecek, şunları iğrenç sayacaksınız; Kartal, kuzu kartalı, kara akbaba, çaylak, doğan türleri, bütün karga türleri, baykuş, puhu, martı, atmaca türleri kukumav, karabatak, büyük baykuş, beyaz baykuş, çöl baykuşu, akbabaleylek, balıkçıl türleri, ibibik, yarasa.  “Dört ayaklı ve kanatlı böceklerin hepsi sizin için iğrençtir.  Ama dört ayaklı ve kanatlı olup ayaklarını sıçramak için kullanan bazılarının etini yiyebilirsiniz.  Şunları yiyeceksiniz; Bütün çekirge türleri, küçük çekirge, cırcırböceği, ağustosböceği.  Öbür dört ayaklı, kanatlı böceklerin hepsi sizin için iğrenç sayılır.  “Sizi kirletecek şeyler şunlardır; Aşağıdaki hayvanların leşine dokunan akşama kadar kirli sayılacaktır; kim aşağıdaki hayvanların leşini taşırsa giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli sayılacaktır. Çatal tırnaklı ama tırnağı yarık olmayan ve geviş getirmeyen her hayvan sizin için kirlidir. Bunlara dokunan da kirlenmiş sayılır. Dört ayaklı hayvanlardan pençelerini yere basarak yürüyenler sizin için kirlidir. Bunların leşine dokunanlar akşama kadar kirli sayılacaktır.  Bunların leşini taşıyanlar giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli sayılacaktır. Çünkü bu hayvanlar sizin için kirlidir. “Küçük kara hayvanları içinde sizin için kirli sayılanlar şunlardır; Gelincik, fare, bütün kertenkele türleri, bukalemun.  Sizin için kirli sayılan küçük kara hayvanları bunlardır. Bunların leşine dokunan akşama kadar kirli sayılacaktır. Bunlardan birinin leşi neyin üzerine düşerse onu da kirletir. İster tahta kap ister giysi ister deri ister çul olsun suya konmalıdır. Akşama kadar kirli sayılacak ve akşam temizlenmiş olacaktır.  Bunlardan biri bir toprak kabın içine düşerse, kabın içindekiler kirli sayılacaktır. Toprak kap kırılmalıdır. Toprak kaptaki sulu yiyecek ve her içecek kirli sayılacaktır.  Bunlardan birinin leşi neyin üzerine düşerse onu da kirletir. Üzerine düştüğü ister fırın olsun ister ocak, parçalanmalıdır. Çünkü onlar kirlidir ve sizin için kirli sayılacaktır. Ancak kaynak ya da su sarnıcı temiz sayılacaktır; ama bunların leşine dokunan kirli sayılacaktır. Eğer bu hayvanlardan birinin leşi ekin tohumunun üzerine düşerse, o tohum temiz sayılacaktır. Ama suya konmuş tohumun içine düşerse, tohum sizin için kirlidir. “Eti yenen hayvanlardan biri ölürse, leşine dokunan akşama kadar kirli sayılacaktır. Hayvanın leşinden yiyen giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli sayılacaktır. Leşi taşıyan da giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli sayılacaktır. “Bütün küçük kara hayvanları iğrençtir. Yenmeyecektir. İster karnı üzerinde sürünen ister dört ayaklı ya da çok ayaklı canlılar olsun, bunların hiçbirini yemeyeceksiniz. Çünkü bunlar iğrençtir. Bunların hiçbiriyle kendinizi kirletmeyin, iğrenç duruma sokmayın, kirli duruma düşmeyin, der.

            Tevrat’ta geçen bu sözler, her Müslüman’ın yakından bildiği ve adeta haram saydığı, bu yüzden tüketmediği besinler listesidir. Peki, bu besinler listesi, inandığımız ve rehber olarak seçtiğimiz Kur’an’da nasıl geçmektedir? Kur’an’da bunlar haram olarak mı belirtilmiştir? Kur’an’a iman ettiğimizi söyleyip Tevrat’a mı uyuyoruz da buna göre mi amel ediyoruz? En’am Suresi 145. ayette şöyle buyrulmaktadır: De ki; “Bana vahiy edilende, murdar et veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah’tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimse için yasaklanmış bir şey bulamıyorum. Ama biri zanda kalırsa, haksızlığa sapmadıkça, sınırı aşmadıkça (yiyebilir). Çünkü Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir” der.

             Günümüzde haram kabul edilen besinlere bakıldığında, birçok mezhep imamının Kur’an’ı temel almadan, Tevrat’ı esas alarak bu gıdaları yasakladığı görülecektir. Çünkü besinler konusunda verilen fetvalar, özellikle deniz ürünleriyle ilgili olanlar, İslam dininin gereği değildir; bilakis kısmen değiştirilmiş Tevrat’ın hükümlerine dayanmaktadır.

            Yasanın Tekrarı (Tesniye); 14/1-21 “Siz Tanrınız Rab ‘in çocuklarısınız. Ölülere ağıt yakmak için bedeninize yara açmayacaksınız. İki kaş arasındaki tüyleri almayacaksınız. (Çoğu mezhep ve tarikat sahibi insanların plastik cerrahi işlemlerini, kuaför hizmetlerini ve benzeri eylemleri neden günah olarak gördüğü ortadadır). Tanrınız RAB için kutsal bir halksınız. RAB öz halkı olmanız için yeryüzündeki bütün halkların arasından sizi seçti. “İğrenç sayılan hiçbir şey yemeyeceksiniz. Şu hayvanların etini yiyebilirsiniz; Sığır, koyun, keçi, geyik, ceylan, karaca, yaban keçisi, gazal, ahu, dağ koyunu. Çatal ve yarık tırnaklı, geviş getiren her hayvanın etini yiyebilirsiniz. Ancak geviş getiren, çatal ve yarık tırnaklı hayvanlardan etini yememeniz gerekenler şunlardır; Deve, tavşan, kaya porsuğu. Bunlar geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılırlar. Domuz çatal tırnaklıdır, ama geviş getirmez. Sizin için kirli sayılır. Bu hayvanların etini yemeyecek, leşine dokunmayacaksınız. “Suda yaşayan hayvanlardan şunların etini yiyebilirsiniz; Pullu ve yüzgeçli canlıların etini yiyebilirsiniz. Ama pulsuz ve yüzgeci olmayan canlıların hiçbirini yemeyeceksiniz. Bunlar sizin için kirli sayılır. “Temiz sayılan bütün kuşları yiyebilirsiniz. Etini yemeyeceğiniz kuşlar şunlardır; Kartal, kuzu kartalı, kara akbaba, çaylak, doğan türleri, bütün karga türleri, baykuş, puhu, martı, atmaca türleri, kukumav, büyük baykuş, beyaz baykuş, çöl baykuşu, akbaba, karabatak, leylek, balıkçıl türleri, ibibik, yarasa. Bütün kanatlı böcekler sizin için kirli sayılır. Hiçbirini yemeyeceksiniz. Ama temiz sayılan kanatlı yaratıkların tümünü yiyebilirsiniz. “Kendiliğinden ölen hiçbir hayvanın etini yemeyeceksiniz. Ölü hayvanı yemesi için kentlerinizde yaşayan bir yabancıya verebilir ya da öteki yabancılara satabilirsiniz, der.

Müslümanlar, Yahudilerin tabii olarak sahip oldukları kutsal kitaplarının, Musevi din adamları tarafından müdahale edilerek kutsal niteliğinin bozulduğunu kabul etmektedir. Nitekim Tevrat’ta geçen: “Kendiliğinden ölen hiçbir hayvanın etini yemeyeceksiniz. Ölü hayvanı yemesi için kentlerinizde yaşayan bir yabancıya verebilir ya da öteki yabancılara satabilirsiniz” sözünden de bu müdahaleyi görebiliyoruz. Çünkü diğer semavi şeriatlarda olduğu gibi, Yahudilerde de tek ilah inancı vardır. Tek ilah inancının olduğu yerde, ilahın insanlara ayrı kural ve kaideler, helal-haram belirlemeleri ya da bir grubu kayırıp diğerini umursamaması söz konusu olamaz. Tevrat’taki bu ayet, Yahudi ilahı ile diğer insanların ilahi farklıymış gibi gösterilmesine yol açmıştır. Kısacası, ayette kişiye has bir inanç, ırka has bir din ve topluma özgü bir yaratıcı düşüncesi ortaya konmuştur. Maalesef bu durumun bir benzeri Müslümanlar arasında da görülmektedir. Bizdeki mezhep imamlarının yaptığı gibi, besinler başta olmak üzere birçok şey bir mezhepte haram iken başka bir mezhepte helal, bir mezhepte helal iken farklı bir mezhepte haram kabul edilmektedir. Eğer kendimize “Elhamdülillah Müslüman’ız” dediğimiz halde hâlâ bir mezhebe bağlı olduğumuzu söylüyorsak, sadece bu eylemimizle bile inancımızda bozukluklar olduğunu görmemiz gerekir.

“İslam’ı benimsediğini ve bu doğrultuda yaşadığını sanan çoğu mezhep sahibinin, haram gıdalar konusunda Kur’an’a uymayıp Tevrat’a uyduklarını görmelerini umut ediyorum.”

Bütün semavi şeriatların kutsal kitaplarında “İlah’tan başkasının adına kesilmiş hayvan etinin haram olduğuna dair” ayetler bulunmaktadır. Dinlerde geçen bu ayetlerin anlam bütünlüğüne baktığımızda, ayetlerde kast edilen şey, hayvan boğazlanırken yani kesilirken yaratıcının dışında başka bir yaratıcıya (örneğin Yunan mitolojisindeki tanrılar) inanarak, şükrü ona duyup ona mal etmek düşüncesi bulunmaktadır. Bir aile ya da devlet büyüğünün gelişi için duyulan sevinç ile kesilen kurbanı asla vurgulamamaktadır. Bu gibi durumlar, bir kutlama bir saygı göstergesi olarak düşünülmelidir. Hatta bir misafirin gelişi için hazırlanan güzel bir ziyafetten farklı bakılmamalıdır. Ama Musevilikte ve Müslümanlıkta bulunan bazı aşırı tarikat, cemaat ve benzeri inançsal oluşumlarda, ayetlerin yanlış anlaşılması, muhatap oldukları kitlelere yanlış öğretilerin doğru öğretiymiş gibi empoze edilmesi gibi durumlar söz konusudur. Durum böyle olunca da bu seferde hayvanın kıbleye dönük kesilmemesi, kesilirken ilah adının anılmaması, abdestsiz hazırlanması ya da gayri inancı olan birisinin ikramı olması gibi durumlarda yiyecekler haram kabul edilmektedir. Aklı kıt ya da kötü ruha hizmet edenler, bu besinleri yemedikleri gibi yenilmesini de uygun görmemekteler. Kur’an’da Maide suresi 5. ayette de “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helâldir; sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir” der. Ama bazı mezhep ve cemaat sahipleri ise, bırakın kitap verilenlerinkine uymayı, kendi inancındaki insanların kestiği helal hayvanın etini ya da helal yiyecekleri bile uygun görmeyerek sapıklığın zirvesine çıkarlar. Böylece kendilerini tek gerçek Müslüman olarak görürler.

            Yahudilerin kendilerine haram olarak kabul ettikleri besinler ile diğer semavi şeriatlardaki (dinler, kutsal kitaplar)haram besinler arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılığın bir sebebi de o zaman diliminde yaşamış Yahudilerin yapmış oldukları saldırganlık, azgınlık, zulüm ve inkârcılıkta had bilmezlikleri nedeniyledir. Allah’ın sadece onlara ve sadece o zaman dilimini kapsayacak şekilde ceza olarak vermiş olmasını neden kabul edilmemektedir? Düşünebilen ve iman edebilen insanlar bu durumu idrak edebilmelidir. Enam suresi 146. ayette “Yahudilere mahsus olmak üzere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç olmak üzere, sığır ve koyunun ise iç yağlarını onlara haram kıldık. Taşkınlıkları yüzünden onları böyle cezalandırdık. Biz elbette doğru sözlüyüz” der. Bu ayet in çevirisi “kıldık “şeklinde değil de “kılmıştık” şeklinde olmalıdır. Yoksa saldırganlık, azgınlık ve zulüm yapmış olan bir zümrenin günahını sonradan doğan ya da masum olan kişilere de yüklenmiş olacaktır. Bu durum yaratıcının hiçbir sıfatıyla bağdaşmamaktadır. Nitekim bir topluluğun yapmış olduğu hatalarından dolayı cezanın geneline ve süreklilik arz edecek şekilde değil de sadece o kesime verildiğine dair Sebe suresinde de delil bulunmaktadır. Sebe suresi 15-17 ayetlerde; “Ant olsun ki oturdukları yerlerde Sebe kavmine ait büyük bir işaret vardı. Biri sağda diğeri solda iki bahçe. “Rabbinizin bahşettiği rızıktan yiyin ve O’na şükredin. Ne güzel bir belde ne bağışlayıcı bir rab!” Ama onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların iki bahçesini, acı yemişli, ılgınlı ve birkaç da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik. Nankörlük etmelerinden ötürü onları işte böyle cezalandırdık. Bize sadece nankörlük edenleri cezalandırırız” der.

“Gerçek semavi şeriatlarda, yaratıcının insanlar için belirlediği helal ve haramlar arasında farklılık yoktur. Bu durum, aynı dinin farklı inançları (mezhep, cemaat…) için de geçerli olmalıdır. Çünkü yaratan bir ise, yasası da birdir ve Rab asla kullarını ayırmaz. Bir şey bir ırka, inanca veya mezhebe helal, bir başka ırka, inanca veya mezhebe haram olamaz. İnançlar ve mezhepler arasında helal ve haramda farklılıklar bulunuyorsa, bu farklılık yaratanın tercihi değil, insanın kendi seçimidir. Eğer bu seçim, “yaratanın yasasıdır” diye uydurma bir inançla sunuluyorsa, bu durum yaratana isyandır.”

Maide suresi 90. ayette; Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar, fal okları şeytan işi iğrenç şeylerdir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Tevrat, Hâkimler 13/4, 7, 14; “Bundan böyle şarap ya da içki içmemeye dikkat et, murdar bir şey de yeme. Gebe kalıp bir oğul doğuracaksın dedi, Bundan böyle şarap ve içki içme, murdar bir şey de yeme. Çünkü çocuk ana rahmine düştüğü andan öleceği güne dek Tanrı’nın adanmışı olacak”. “Asmanın ürününden üretilen hiçbir şeyi yemesin, şarap ve içki içmesin. Murdar bir şey yemesin. Buyurduklarımın hepsini yerine getirsin, der. İncil; Pavlus Efeslilere Mektup, 5/18; Şarapla sarhoş olmayın, bu ahlaksızlığa neden olur. Tersine, Ruhla dolun. Pavlus Romalılara Mektup, 13/13; “Çılgınca eğlencelere ve sarhoşluğa, cinsel ahlaksızlığa ve sefahate, çekişmeye ve kıskançlığa kapılmayalım. Gün ışığında olduğu gibi, saygın bir yaşam sürelim” der.

            Dört semavi kitapta bulunan haramlara (leş yani kokuşmuş ölü hayvan eti, kan, yaratıcının dışında başka ilah adına kesilen hayvan, içki, domuz eti ve pis olan şeyler) bakıldığında, yaratıcının insanlar için belirlemiş olduğu yasada bir farklılığın olmadığı görülecektir. Nitekim İncil’de Matta 5;17’de; “Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim” der. Kur’an’da da Ali İmran suresi 3. ayette; O sana kitabı, gerçeğin ta kendisi ve öncekileri doğrulayıcı olarak indirmiştir; daha önce insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat ve İncil’i indirmişti; Furkan’ı da indirdi. Ali İmran suresi 50. ayette de “Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınmış olanların bir kısmının sizin için helâl olduğunu bildireyim diye gönderildim ve size Rabbimden bir mucize getirdim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin” der. Bütün bu ve benzeri ayetlerden de anlıyoruz ki, dünyada yaşamın ve sınavın başladığı ilk günden son güne kadar, geçecek zaman dilimindeki bütün insanlar için Allah’ın belirlediği yasada (haram, helal, günah, sevap…) hiçbir farklılık yoktur.

https://saittasci.com/kategori/kitaplar

Etiketler :
E-Bülten E-Bülten aboneliği ile kampanya ve duyurulara daha hızlı erişin!