“De ki: Bizim başımıza ancak Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim mevlamızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” (Tevbe Suresi 51. Ayet Meali)

Turkish English Germany

ARAP GELENEK VE GÖRENEKLERİN, İSLAM DİNİNE İNANAN İNSANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

ARAP GELENEK VE GÖRENEKLERİN, İSLAM DİNİNE İNANAN İNSANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Yorum yapılmamış 1567 Görüntülendi

ARAP GELENEK VE GÖRENEKLERİN, İSLAM DİNİNE İNANAN İNSANLAR  ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

ARAP GELENEK VE GÖRENEKLERİN İSLAM DİNİNE İNANAN İNSANLAR

ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ ETKİLERİ

                Araf suresi 158. ayet De ki; “Ey insanlar! Gerçekten ben göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın hepinize gönderdiği elçisiyim” der. İslamiyet, her ne kadar Arap yarımadasında ortaya çıkmışsa da ayette de geçen “ey insanlar” hitap şekliyle İslam dinin tüm insanlığa hitap ettiğinin delilidir. “Hepinize gönderdiği” sözünden de peygamberin İslam’ı kabul eden veya etmeyen tüm insanların elçisi olduğudur.

                İslam, zamanla geniş coğrafyalara yayıldı. Arap olmayan bir bölgenin fethi Arap etkileşimini arttırdığı için Arap dil, kültür, gelenek ve görenekleri o bölgedeki insanlar üzerinde hızlıca yer edinmesini sağladı. Kur’an’ın Arabistan coğrafyasında ortaya çıkıp, geniş coğrafyalara yayılmasıyla “Arap kültürü” ve “Müslüman” kavramları bu bölgelerde eş anlamlı kelimeler olarak düşünülmeye neden oldu. Farklı coğrafyalarda Arapçanın kutsal dil olarak kabul görmesi, kutsal kitabın anlaşılmadan okunması, ibadetlerin anlamı bilinmeyen bir dilde yapılması gibi birçok inanışın sebebi, Arap etkileşiminin yansımasındandır. Ama bilinmelidir ki, kültür asla dini tam anlamıyla temsil edip yansıtamaz, yansıtmamalıdır da. Arap kültürüne ait kılık kıyafetleri, örf adetleri İslam’a mal etmek, cehaletin yansımasından başka bir şey değildir.  Mesela, Peygamberimizin cübbesi ve sarığının olması, cübbe ya da sarığa İslami bir ululuk kazandırmamaktadır. Çünkü Ebu Leheb’in cübbesi ve sarığı, peygamberinki ile aynıydı. Bu yüzden cübbe ve sarık, dini giyim olarak görülmemelidir. Maalesef günümüzde bu tarz giyim kuşama, sakala, takkeye ululuk verilerek kültüre ait özellikler dinin olmazsa olmazlarına dönüşmüştür.

                                  İslamiyet; tek tanrılı inancı ve adil yaşam tarzını temel almaktadır. İslam’dan olduğunu düşünüp cehalet ve gericilik içerisinde olanlar, şekilciliği ön plana çıkararak, cübbe ve sarığın peşinden gidip İslamiyet’i şekilciliğe ve Arap kültürüne sokmaktadır.       Hz. Muhammed’in cübbesi ve sarığı, Ebu Leheb’in cübbesi ve sarığından farklı değildi. Ebu Leheb’in cübbesi ve sarığı da o coğrafyada yaşayan bir Yahudi’ninkinden farklı değildi. Demek ki İslam ne kıldan ibarettir ne de sarık ve cübbedir. Bilinmelidir ki İslamiyet; tevhit, teslimiyet, adaletten ve eşitlikten ibarettir.  

                Araf suresi 26. ayette; “Ey Âdemoğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takva elbisesi, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar” der.Bu ayette geçen “Ey Âdemoğulları” tabirinden de anlayacağımız gibi geçmiş ve gelecekteki tüm insanlara hitap edildiğidir. Burada erkek-kadın ayırımı söz konusu değildir. Mahrem yerlerimizi örtecek giysi, kimi zaman kutuplardaki Eskimoların giydiği kalın kürklü elbise, kimi zamanda Suudi Arabistan’daki tüm vücudu örten ince kumaştır. Takva elbisesi ise yaratana karşı sorumluluk bilincinde olmaktır. Her davranışın edep çerçevesinde olmasıdır. Güzel ahlaktır. Güzel tavırdır. Kısacası iç elbisedir, manevi elbisedir. Tüm bunlara rağmen “dinin kıyafeti var o da cübbedir, sarıktır, çarşaftır” diyenlere, her millete peygamberler geldiğini hatırlatmakta fayda vardır. Din, yaratıcı katında tek olduğuna göre Hz. Muhammed öncesi farklı milletlere gelen peygamberler, o milletlere cübbe ve sarığı şart koşmuşlar mıdır? Tabii ki hayır. Hz. Muhammed öncesi ve sonrası Arap kültüründe giyim, genellikle cübbe ve sarıktan ibaret miydi? Tabii ki evet. Bu yüzden aklını kullananlar için söylemekte fayda vardır. Hz. Peygamber kuzey kutbunda ortaya çıkmış olsaydı, sıcak iklimlerin olduğu yerde sırf peygamber giymiş diye Eskimoların o kalın kürklü elbiselerini giymek zulüm olmaz mıydı? Yazın ortasında Antalya’da ya da Arabistan’da kürkle gezen birinin kafasında oluşmuş olan ruhsal fırtına ile bu çağda ve bu coğrafyada sırf 1400 yıl önce Arabistan’da giyildiği için (Peygamberimizde Ebu Leheb’te aynı tarz elbise giyerdi.) cübbe giyip, sarık takanın kafasında oluşmuş olan ruhsal fırtına aynı değil midir? Bu inanış, ilahi inanca yapılan istismardır. Çünkü İslam görünüş dini değildir. İslam inanış ve yaşayış dinidir. Bu nedenle bu tip insanların ruhsal tedavi gereksinimi bulunmaktadır. Bunların bozuk dinsel inanışları, ruhsal hastalıkları tetiklediği için tedavi edilip baskılanmazsa, toplumdaki diğer insanlara karşı bu zihniyetin sahip olduğu yapay dinin baskısı, kendisini gösterecektir.

                      Yaratıcının indirdiği dini kendi tekeline alanlar, genellikle kafalarında ruhsal fırtınalar barındıranlardır. Dini, insanlara zorla dayatanlar, işte bu ruhsal fırtınaya sahip olanlardır. Ruhsal hastalıklarının tedavisi mümkündür fakat kolay değildir.            Dinini yaşayanlar ile dinini dayatanlar arasındaki fark, su ve ateşe benzer. Biri çevresini yeşillendirip yaşatırken diğeri kendisi ile beraber çevresini yakar. Ya yanmayı izleyeceğiz ya da din hastalarını tedavi edeceğiz. İşte bütün mesela bu.  

                Enam suresi 107. ayette; “Biz seni onların üzerine bir bekçi (koruyucu) kılmadık. Sen onların avukatı (vekili) da değilsin” der. Yunus suresi 99. ayette; “Eğer rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi topluca iman ederdi. Hal böyleyken, mümin olsunlar diye sen tutup insanları zorlayacak mısın?” der.  Gaşiye suresi 21-22. ayetlerde; “Artık sen öğüt ver, çünkü sen ancak bir uyarıcısın. Onların üstünde egemen bir zorba değilsin” der. Bütün bu ve benzeri ayetlere rağmen İslam coğrafyasında Arap kültürünü din gösterip, onu yaşatmak için zorbalığa başvuran sayısız insan ve oluşumlar bulunmaktadır. Kimi yerde yaratıcı inancı olmayanlara dahi, cübbe sarık, çarşafı, örtü dayatılırken, kimi yerde de giyimlerinden dolayı insanlar hor görülüp aşağılanmaktadır. Çünkü inananların büyük bir çoğunluğu kendilerini dinin bekçileri olarak görüyor. Yaratıcı, peygamberi bile insanlar üzerinde zorba, bekçi, avukat tayin etmezken, ayrıca ayetlerde dinin bakış açısı net iken, Bunların yaşadıkları İSLAM mı? İslam, bunların tekelinde olan din midir? Bu tarz insanların ruhsal sıkıntıları yok mudur? Bunlar bu tavır, düşünce ve ruhsal sıkıntılarla İslam dinini işgal etmiş olmuyorlar mı?

                    Arap kültürüne uymak, bizleri daha iyi bir Müslüman yapmayacağı gibi cübbe ve sarığa bürünmemekte, bizi İslam’dan uzaklaştırmaz.  

Devamı için Tıklayınız: https://saittasci.com/kategori/kitaplar

Etiketler :
E-Bülten E-Bülten aboneliği ile kampanya ve duyurulara daha hızlı erişin!