“De ki: Bizim başımıza ancak Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim mevlamızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” (Tevbe Suresi 51. Ayet Meali)

Turkish English Germany

KUR’AN’I, KENDİLERİNE REHBER EDİNDİKLERİ KİŞİLERİN KİTAPLARINDAN ÖĞRENENLER, KISIR DÖNGÜDE KALIP SAPITABİLİRLER Mİ?

KUR’AN’I, KENDİLERİNE REHBER EDİNDİKLERİ KİŞİLERİN KİTAPLARINDAN ÖĞRENENLER, KISIR DÖNGÜDE KALIP SAPITABİLİRLER Mİ?

Yorum yapılmamış 1533 Görüntülendi

KUR’AN’I, KENDİLERİNE REHBER EDİNDİKLERİ KİŞİLERİN KİTAPLARINDAN ÖĞRENENLER, KISIR DÖNGÜDE KALIP SAPITABİLİRLER Mİ?

KISIR DÖNGÜDE KALIP SAPITABİLİRLER Mİ?

Kitabımda değinmiş olduğum bu konunun daha iyi bir şekilde anlaşılabilmesi için, çok beğendiğim bir sözle başlamak istedim. “Dini tilkiden öğrenen, tavuk çalmayı sevap sanır”.

                Yetkili ve bilgili olsun ya da olmasın, kendilerinde irşat sorumluluğu görenler, (şeyh, hacı, hoca, imam, ebeveyn, sıradan insanlar… vb.) insanların dinsel açıdan doğru yolu bulmaları ve iyi insan olmaları için her fırsattadini toplantı ve sohbetler organize ederler. Bu toplantı ve sohbetler, kimi zaman eş, dost, arkadaşlarla, kimi zaman da hiç tanımadıkları kişilerle yapılabilir. Mekân olarak; cami, iş yeri, ev, sokak, park ve bahçe gibi yerler seçiliyor. Bu diyalog ve sohbetlerin ortak noktası,konuşmanın neredeyse her aşamasında sürü sürü sözde hadislere, abartı hikâyelere, kulaktan duyma inanç esaslarına dayanıyor olmasıdır. Oysaki hesaba çekileceğimiz kitap, ne kulaktan duyma hikâyelerin inanç esaslarıdır ne de kaynağı ilahi kitaptan almayan hadislerdir. Bizlere rehber olarak indirilen sadece kutsal kitaplardır. Yine de bu tür sohbetlerde kutsal kitapta geçen ayetlere (sözlere) neredeyse hiç yer verilmez. Oysaki din ile ilgili konuşulacaksa, konuşulacak konu hakkında başvurulacak tek kaynak, ilahi kitap olmalıdır. Konuşulan içeriğin doğruluğunu teyit etmek için ilahi kitabın ayetleri delil gösterilmelidir. Çünkü dillerinde pek az sayıda ilahi söze yer verip çok sayıdakulaktan duyma hikâyelere yer verenler, çoğu kez menfaatleri söz konusu olduğunda yalan konuşabiliyorlar ya da hak karşısında susmayı tercih edebiliyorlar.  Bu tip insanlar hak etmedikleri halde maddi kazanımlar elde etmek, mevki makam sahibi olmak için yapamayacakları fırıldak kalmayabiliyor. Çünkü bunlar dinlerini ilahi kitaptan öğrenmediler ki kalplerine Allah’ın sözü işlemiş olsun. Bunlar dinlerini tilkiden öğrendikleri için her türlü fırıldaklıkları olacağı gibi Allah korkusu ve sevgisi de olmaz. Bunlardan birçoğu hafız olsa bile, ayetlerin anlamının pek azını bilirler, hayatlarını bu ayetlere göre de şekillendirmezler. Hayatlarını şekillendiren şey, ya kulaktan duyma üç beş hadistir ya da hacıdan hocadan gördükleri görsel ibadetlerdir. Bu tarz insanları sık sık abdest alırken ya da camilerde, mescitlerde ibadet ederken görebilirsiniz. Çünkü kişisel menfaatler elde etmek için bu ortamlar, bu tarz insanlar için ideal mekânlardır. Asıl gayeleri ibadet yapmak değildir. Yaratana yaklaşmaktan çok kula yaklaşma düşüncesi vardır. Bu tarz insanların yaşam tarzlarını şekillendiren değerlerin İslam diniyle bütünleşmesi, şüphesiz beklenemez. Çünkü dini kaynağından bakma ihtiyacı duymadan, araştırmadan, ilahi kitabı anlayarak okumadan, İslam yaşanmaz. Bu tarz insanlar, çarpık davranışlarına rağmen kendilerini din savunucusu ve sahipleri olarak görmeleri menfaatlerinin gereğidir. Bunların öğretilerine ve yaşayışlarına Müslüman inanış tarzı denmemelidir. Çünkü dine abes olan davranışlarını ya görmezler ya da yaptıklarının doğru olduğuna inanırlar. Bu arada, tilkiye de asla laf söyletmezler. Çünkü tilki, onların din üstadıdır. Onların gözünde tilki, tanrı tarafından seçilmiştir. Ona laf söyleyen çarpılır düşüncesindeler. Kendi doğrularına tezat olan en ufak bir düşünce söz konusu olduğunda, “atalarımızdan (Sahtekâr şeyhten, hacıdan, hocadan, sözde hadis yazarlarından) daha iyi mi bileceksiniz” derler. Bu tarz insanlara (at gözlüğü taktıkları için) tilkinin gerçek yüzünü göstermeye çalışmak ya da İslam’ı yansıtmadıklarını ispatlamak, neredeyse imkânsızdır. İnançsız birine gerçek İslam’ı anlatmak kolayken bunlara gerçek İslam’ı anlatmak tahminlerden çok daha zordur. Çünkü tam bu aşamada seni dinsiz, münafık ve cahil görmeye başlarlar. Kendilerini de doğru yolda, İslam’a hizmet eden, cenneti garantilemiş olarak görürler. Ayrıca Allah’ın belirlemiş olduğu öğretiler doğrultusunda yaşamını sürdürenler, bunların gözünde ya delidir ya din düşmanıdır ya da vatan hainidir.

                Dinde ruhbanlığın olmadığını, şeyhe gidip el etek öpüp ipine sarılmanın şirk olduğunu, Kur’an’ın ölüye değil de diriye indiği için ölüye okumaktansa diriye okumak gerektiğini söylemen, katli vacip (öldürülmesi dinen uygun) görülmene nedendir. Çünkü bunlar yaşayanlara hadis, ölülere Arapça Kur’an okurlar. Hadisler yaşayanlara, Kur’an ise ölülere gelmiş gibi davranırlar. Bu yüzden

              Din ile aldatılan bir kişiye ilahi dini göstermek, dinsizliği rehber edinen birine ilahi dini göstermekten çok daha zordur. Çünkü din adına aldatılan kişi, doğru dini bildiğini düşündüğünden (Kur’an’ı anlayarak hiç okumadığı için) dolayı farklı bakış açılarına (doğrulara) çoğu kez kapalıdır. Açık olmaya çalışsa bile hocası olan tilkinin din öğretilerini temel aldığı için gerçek ilahi kitaba (doğru fikirler) kapalıdır, ilahi mesajlara uzaktır. Rivayetlere, sözde hadislere ve gereksiz teferruatlara da gereğinden fazla açıktır ve kul tarafından belirlenenlere bağlıdır.  

                “Kur’an’ı, kendilerine rehber edindikleri kişilerin kitaplarından öğrenenler, kısır döngüde kalıp sapıtabilirler” konusunun daha iyi anlaşılabilmesi ve gerçek din doğrularının görülebilmesi için, kimi zaman yanlış yapan kişileri (şeyh, üstat, büyük zat…) deşifre etmekten çekinmedim. Sizlerden tek istediğim, bazı fikirlerinizin (doğru kabul etmiş olduğunuz bazı dini kurallarınız) aslında yanlış olma ihtimalinin de var olduğunu göz önünde bulundurma olgunluğuna erişmenizdir. Çünkü kimi zaman kendimize rehber seçtiklerimiz, eski ataları gibi birçok konuda yanılmış olabilirler. Unutmayınız ki Allah’ın müdahalesi olmasaydı peygamberlerin bile hataya düşmesi söz konusu iken sıradan bir insanın hata yapmayacağını düşünmek ahmaklıktır. Ama daha büyük ahmaklık, kişinin gerçeği görmek için çaba sarf etmeyip, at gözlüğünü takmaya devam etmesidir. (Hz. Yunus tebliğ görevini bırakarak ve toplumu terk ederek hata yapmıştır. (Saffat suresi 139-145 ayetler) Hz. Musa kendi tarafındaki birini korumak için yumrukla adam öldürmüştür. (Kassas suresi 15-16. ayetler) Hz. Muhammed görev yaparken uyguladığı bazı yöntem ve davranışlardan dolayı Allah tarafından uyarılmıştır. (Tevbe suresi 43. ayet)).

                 Günümüz toplumu üzerinde ciddi etkisi bulunan Said Nursi ve Fetullah Gülen (FETÖ) gibi birçok hezeyan sahibi din istismarcısının eser ve öğretilerini temel alarak, topluma şekil vermeye çalışan sayısız mürit bulunmaktadır. Bunlar ve kendilerini hoca olarak kabul ettirmiş kişiler, ÂLEMLERE RAHMET OLARAK GELEN PEYGAMBERE iftira atarak, peygamberin beddua ettiğini söyleme cesaretinde bulunabiliyorlar. Maalesef toplumumuzda peygamberin bir karikatürüne ses çıkaracak kadar kendilerini peygamber sevdalısı gören zihniyet, peygambere atılan beddua iftirasını görme konusunda kör, sağır ve dilsizleşebilmektedir. Çünkü kendilerince Tarikat şeyhlerinin, Said Nursi’nin, FETÖ’nün ya da hadis âlimlerinin söylemiş oldukları sözler, işlemiş oldukları fiil ve eylemler mutlak doğruluk içerir. Hatta bunların eserleri, ilahi kudretten geldiği, Cebrail olmadan bildirilen vahiy olduğu, Allah tarafından yazdırıldığı düşüncesi ağır basmaktadır. Gözü olup görmeyen, kulağı olup duymayan, dili olup yanlışlar karşısında hiç konuşmayan müritler var. Bu müritler, kendi âlimlerinin kutsanmış olduğunu düşündükleri için

Onların kitapları okuduklarında, bu eserler Kur’an’la çatışsa bile, hatayı okudukları eserlerde değil de Kur’an’daki tercüme farklılığında olduğunu düşünürler. Ayrıca Kur’an’daki birkaç kelimede anlam farklılığı yapıp (mesajı değiştirip) yeni anlamlar yükleyerek ve birkaç sahte hadisi de örnek göstererek kendilerine pay çıkarmaktan da hiç çekinmezler, utanmazlar, korkmazlar. 

                Türkiye’deki inançsızlardan tutun, hayatında hiç namaz kaçırmayan insanlara kadar herkes tarikatların, Said Nursi’nin, Fetullah Gülen ya da benzeri kişilerin müritleri tarafından verilmekte olan sohbetlere denk gelmiştir. Maalesef toplumumuzdaki büyük bir çoğunluk, bu kişilerin yazmış oldukları hezeyan dolu kitaplarını, Kur’an’ın tefsiri olduğu konusunda da hemfikirdir. Bu kişiler, Kur’an’a vermiş olduğu değerin bir fazlasını bunların kitaplarına veriyor desek pek te abartma yapmış olmayız. Ölüm sonrası yargılanacakları ilahi kitap içeriğini ihmal edip sadece bu kişilerin eserlerini okurlar ve bu eserlere iman edip amel ederler. Komik olanı da okumuş oldukları bu eserleri çoğu kez anlamazlar. Yine de kitap içeriklerini mutlak hakikatler şeklinde görürler ve bu kitaplara kutsiyet verirler. Bu durum; bakıp da görmemek, okuyup da anlamamak, duyup da tepki vermemektir. Bu durumu bize Araf suresi 179. ayette; “And olsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmış olduk. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler, kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır” der.

                Bu kitabımla, âlim diye bildiğimiz bazı kişilerin eserlerinde mevcut olan çarpık ve iftira içeren içerikleri alıntı yaparak, görmek, duymak ve öğrenmek istemeyen insanlara, hakikati ısrarla göstermeye çalıştım. Gerçi, gerçek olanı görmeleri için sadece düşünmeleri ve kutsiyet bağladıkları kaynakları, ilahi kitap ışığında irdelemeleri yeterli olacaktı.

Said Nursi’nin Mektubat adlı eserinde, peygamberimizi kast ederek (Ebu Davut’tan nakil ettiği hadis); “Bir gün namaz kılarken namazı bölecek şekilde önünden hırçın bir çocuk geçmiş. Peygamberimizde Allah’ım onun izini kes diye onun tabiri ile dua (bana göre beddua) etmiş, ondan sonra çocuk yürüyememiş öyle kalmış. Yaramazlıklarının cezasını almış” der.Said Nursi ve bu sözü daha önceden nakil edenler, bu sözle peygambere iftira attıklarını, her iman eden insan bilmelidir. Bunlar, âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimizi beddua eden, çocuk sevgisinden yoksun, gaddar bir kişiliğe büründürerek, büyük günah işlediklerinin farkına bile varmamışlar. Peygambere bunu yakıştıranlar, toplumun gözünde aklıselim görünse bile gerçekten ruhsal sorunları olan kişiler değilse nedir peki? Adam peygamberimi yücelteyim, mucizelerini anlatayım derken hem hadis uydurtmuş hem hayali bir mucize (iftira) doğurmuş, hem de peygambere iftira atarken onu yücelttiğini düşünmüş. Acı olan şey, peygamberimizden 200 yıl sonra yaşamış birinin, peygamberimize iftira atması mı? Yoksa iftiranın günümüzde bile hala kabul görülmesi mi? Ya da bu saçmalığı günümüzde bile sahih hadis olarak görüp bunu eserlerinde iyi bir şeymiş gibi örnek gösteren kişilerin var olması mı? Veyahut bu kişilerin kitaplarını ilahi kitap gibi değer veren, bu kitapları iman kurtaran eserler diye gören, aklını kullanamayan, sürü psikolojisiyle hareket eden insanların var olması mıdır? Bilemiyorum, bildiğim bir şey varsa o da kalpleri ve gözleri mühürlü çok sayıda insanın var olduğudur. “Risaleler okudum sohbetlerine katıldım ama bunu hiç duymadım, iftiradır” diyenlerin sesini duyar gibiyim. Ama yıllarca bu tarz kitapları okuyup hayatını ona göre şekillendirenler, Kur’an okuyup anlamayı ihmal edenler, gerçek imandan çok taklidi imana sahip olanlar, aklını (tarikatlara, cemaatlere) kiraya verenler, silkelenip “Müslümanım” deyip İslam ahlakıyla bağdaşmayan gaflet uykusundan uyanması gerekir. Bunu yapmayıp mutlak gaflete devam ederlerse, bugün ve yarınlarımızın ihanet edicilerden biri olacaklar. Ya da ihanetçilerin ellerinde kukla olmaya devam edecekler. Gaflet uykusundan uyansalar, hem iftira olan hadis ve benzer çarpık inanışları görmüş olacaklar, hem de bu iftira hadisin Said Nursi’nin yazmış olduğu eserde yani Mektubat’ta da olduğunu görecekler. Gönüllerinde büyüttükleri hocalarına ait birçok eserin içeriği, sandıkları kadar faydalı olmadığı, çoğu zaman şeytan ayetleriyle (Şeytan fısıltısı) benzerlik taşıdığını görecekler.

             Yüzyıllardır bu kadar Müslüman yanılmışta bir tek sen ve senin gibi düşünen azınlık mı doğru söylüyor? Bunu diyenler varsa unutmasınlar ki, milyarlarca Hristiyan’ı, Yahudi’yi, Hindu’yu vb. insanları yanılıyor görüyorsun. Tanrısallık verdiğin yazarların eserleri sayesinde yanılan insandan bir tanesi de sen olmadığına nasıl kanaat getiriyorsun? Sana özel vahiy mi geldi?             İlahi kitabı okuyup anlamakta aciz kalan insan, gafletinden uyanmazsan, pişmanlığın fayda vermediği hesap gününde (ahiret) uyanacaksın.

                Said Nursi’nin Tarihçeyi Hayat ve Zülfikar adlı eserlerinde zemin ve kâinatın Resalei Nur ile bağı olduğunu söylüyor. Nur talebelerine baskı arttığında İzmir, Kastamonu, Isparta, Erzincan depremlerinin olduğunu, baskı bitince de depremlerin durduğunu, gelişleriyle yağmur yağdığını, Risalei Nurlar okunduğunda hayvanların bile (çekirge, güvercin vb.) anlayıp zevk aldıklarını, güvercinin Asayı Musa adlı eserini tebrik ettiğini ve hapis sürecinden beraat edeceğini ima ettiğini söylüyor. Sikkei Tasdiki Gaybi adlı eserinde, risalelerin Anadolu da çokça okunmasından dolayı 2. Dünya Savaşının Anadolu’ya (Kur’an’ın okunduğu yere savaş giriyor da risalenin okunduğu yere girmiyor) girmemesine sebep olduğunu ima ediyor. Delil olarak da Asr suresini gösterir.

Arkadaşlar hangi uyuşturucu madde insanı bu kafa yapısına sokabilir. Sanırım hiçbir zaman bu kadar etkili bir ilaç bulunamaz. Çünkü değiştirilip çarpıtılmış din kisvesi altında uyuşturulan beyni, hiçbir madde bu denli uyutamaz. Ayetleri nasılda kendi hezeyanları doğrultusunda değiştirdiklerini, kendi cemaat ve tarikatlarına göre anlam çıkarttıklarını görmüyor musunuz? Unutmayın ki Said Nursi, sadece bu tehlikelerden bir tanesidir. Bu kafa yapısına sahip insanların Kur’an’ı okuyup yorumladığını düşünmek felaket olur. Maalesef bu felaketleri yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. Çünkü her çağda mezhep, sünnet ve tarikat bilincinde yetişen kişilerin bilgi, birikim, söz ve eserleri irdelenmeden, yargılanmadan, denetlenmeden ilahi emirmiş gibi görülüp, toplum nezdinde kutsal kitaplarla eşdeğer tutulmuştur. İslam diniyle taban tabana zıt fikirler barındıran bu eserler, çoğu zaman peygambere iftira atmada da geri kalmamıştır. Kimi yerlerde eserlerinin rahmani olduğunu, Allah tarafından ilhamla yazıldığını, aslında kendilerine ait olmadığını, yer ve göğün onları koruduğunu (örneğin Şualar adlı eserde risalelerin ateşte yanmadığını) söyleyerek âdete yazdıklarını Kur’an’la eşdeğer hatta daha üstün tutmuştur.  Çoğu zaman hayata rehber edinme konusunda eserlerinin Kur’an’dan daha öncelikli (bu eserler imanı kurtarmak için yeterli, başka kaynaklara gerek yok diyerek) göstermiştir. Bu yüzden bunların halkalarına (tarikat, cemaat, gruplarına) dâhil olan insanların çoğu, Kur’an’ı kenara bırakarak, onların kitaplarındaki sözleri rehber edinmiştir. Asla ilahi kitaba öncelik verip araştırma içerisine girmemişler. Oysaki Kur’an, insanlar tarafından anlaşılıp hayatlarıyla bütünlük sağlamadıkça, ruhsal ve bedensel olarak tedavi edici özelliği ortaya çıkmaz. Ayrıcı Kur’an, anlaşılıp amel edildiğinde, tüm canlılar için dünyayı yaşanır kılmada büyük bir rehber olur.

 Maalesef ruhsal hastalığı bulunan hezeyanlı insanlar nedeniyle Kur’an, insanı her an çarpabilen tehlikeli bir objeye dönüştürülmüştür. Arapça okunarak anlaşılmayan, fakat kulağa hoş gelen bir besteye, duvarda asılı bir süse, daha sayamadığım birçok fani ve değersiz şeye dönüştürülmüştür. Bir tek anlaşılarak okunup, hayat rehberine dönüştürülmemiştir. Kendi şeytani hezeyanları doğrultusunda oluşturmuş oldukları eserlerini ise, kimi zaman anlaşılır bir dil, kimi zaman anlaşılmaz bir dil yapısıyla yazıp-okuyup-okutarak insanları hipnoz edip, etki mekanizmalarına almıştır, alıyorlar. Bu yapılar; iyilik, doğruluk, dürüstlük, kardeşlik, hoşgörü, paylaşım gibi insani özelliklerle ortaya çıkarken, insana yaşattıkları ise ötekileştirme, ayırımcılık, kincilik ve duyarsızlıktan başka bir şey olmamıştır.

Devamı için Tıklayınız : https://saittasci.com/kategori/kitaplar

Etiketler :
E-Bülten E-Bülten aboneliği ile kampanya ve duyurulara daha hızlı erişin!