“De ki: Bizim başımıza ancak Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim mevlamızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” (Tevbe Suresi 51. Ayet Meali)

Turkish English Germany

YAŞADIKLARI HEZEYANLARI DİNE MAL EDEREK DİNDE ÖRGÜTLEŞMEYİ PLANLAYAN SÖZDE ÂLİM VE YAZARLAR

YAŞADIKLARI HEZEYANLARI DİNE MAL EDEREK DİNDE ÖRGÜTLEŞMEYİ PLANLAYAN SÖZDE ÂLİM VE YAZARLAR

Yorum yapılmamış 1549 Görüntülendi

YAŞADIKLARI HEZEYANLARI DİNE MAL EDEREK DİNDE ÖRGÜTLEŞMEYİ PLANLAYAN SÖZDE ÂLİM VE YAZARLAR

Toplum nezdinde Âlim, Evliya, Şeyh, Kutup, Bediüzzaman… vb isimlerle bilinip, bu unvanlarla anılan, toplum içerisinde yüksek değer ve saygı verilen kişiler bulunmaktadır. Bu kişiler, bizler gibi et ve kemikten ibaretler. Her insan gibi hata yapabilirler. Bunlara peygamberler gibi vahiy gelmemiştir, ilahi bir kitap da inmemiştir. Bu kişiler bizler gibi insan oldukları için asla günahsız olarak görülmemelidir. Her insan gibi hataları ve doğrularının olması kaçınılmazdır. Bunun en güzel örneği din kılıfında görünürken maskesi düşenlerdir. (Ya maskesi daha düşmeyen ve daha şeyh, âlim, önder, kahraman olarak kabul ettiklerimiz) Bu durumu daha iyi anlamak için 15 Temmuz 2016 başarısız Askeri Darbe Girişimi sürecinin öncesini ve sonrasını ele alalım. Bu din tabanlı mason yapılı oluşumun (Gülen cemaati) lideri Fettullah GÜLEN (kiminin tabiriyle Kâinat İmamı) başarısız darbe girişiminden önce maskesi düşmeden ölmüş ya da öldürülmüş olsaydı ne olurdu. Bildiğiniz gibi bu oluşum dış güçlerin etkisiyle en az 120 ülke içerisinde yapılanmayı başarmıştı. Bu kadar güçlüyken ve maskesi düşmemişken ölmüş olsaydı, cenazesi yurda getirilirken çeşitli ülkelerden akın akın insanlar Türkiye’ye gelirdi. Türkiye’de de milyonlarca insan cenaze törenine katılmak için mahşeri bir kalabalık oluşturacaktı. Sözde sürgün hayatı yaşadığı için bu duruma sebep olanlar dışlanır hatta yargılanırdı. Gurbette öldüğü için tüm basında çileli hayatı anlatılırdı. (Pelsilvanya da yaşadığı malikânenin büyüklüğünden bahsedilmezdi) Âlimin ölümü âlemin ölümü derlerdi. Adına üniversiteler kurulurdu. Adı camilere, vakıflara, derneklere verilirdi. Her alanda kerametleri ve büyüklüğü anlatılırdı. Türbesi, Mekke gibi değer verilerek ziyarete dönüştürülürdü. İdeolojik akımı devletin en ince damarlarına kadar sızmış olduğu için Devlet, Nur cemaatinin ideolojisini devlet ideolojisi kabul ederdi ve ona teslim olurdu. Yapılanmasını tamamladığı tüm ülkelerde durum bundan farksız olmazdı. İdeolojisi (Mason yapılı Nurcu oluşumu) daha da yayılırdı. Ve bu ideoloji sadece dış güçlerin menfaati doğrultusunda harekete geçerek istedikleri tüm İslam ülkelerinde hüküm sürerdi.

Başarısız darbe girişiminden sonra ne oldu? Maskesi düştü, vatan haini olduğu ortaya çıktı. Şimdiye kadar maskesi düşmemiş olup ölenleri siz düşünün. Okumasak, irdelemesek, ilahi kitabın süzgecinden ideolojilerini, yaptıklarını, söylediklerini geçirmesek zalimin tarafında olma ihtimalimiz olmaz mıydı? Zulüm yaparken sevap kazandığımıza iman ettiğimizi düşünsenize. Ya cenneti ümit ederken cehenneme denk geldiğimizi…

İşte bütün bu sebeplerden dolayı âlim, önder, lider, şeyh gibi kişilerin; söz ve yazmış oldukları eserlerde, mutlak doğruluk, güzellik bulunduğu kadar, yanlışlarında var olabileceğini, inançlarımızla taban tabana zıt sayısız fikir, beyan ve eylemlerin de olabileceğini göstermeye çalıştım. İslam’dan nasibini alıp Kur’an ışığında bunların eserlerini okuyan herkes, bu kişilerin lakaplarla büyütüldüğü kadar büyük âlim olmadıklarını, kimi zaman hezeyanlarla, kimi zaman batıl inanışların etkisiyle yazmış olduklarını, eserlerinde, doğrular kadar Kur’an’la tezat olan batıl inançların da var olduğunu görecektir.

                 Kimi casuslar, kimi ruh hastaları ya da kimi iyi niyetli gözüken din cahilleri, yıllarca Müslüman kılıfı altında, Sünni, Şii, tarikat, tasavvuf, cemaat mensupları olarak kendilerini gösterip yayıldılar. Bu yayılma, kimi zaman dış güçlerin etkisiyle, kimi zaman içimizdeki hainlerin politikalarıyla, kimi zaman da aklını kullanmayan insanların Allah rızasını kazanmaları için yapmış oldukları yardımlarla (zekât, derneğe yardım ve benzeri yardımlarla) oldu. Bu inanç uyanıkları, insanları uzun süre etki alanlarında tutmak için, bu eserleri “ben yazmadım bana yazdırıldı, ilham (vahiy) geldi” diyecek kadar ahmaklaşabildiler ama yine de insanları aldatmayı başardılar.  Kendi kitaplarını, insanların her konuda (özellikle dinsel konularda) başvurulması gereken ana kaynak olarak gösterdiler. İlahi kitabı ihmal ettiler ya da anlaşılmadan okunmasını sağladılar. Böylece ilahi mesajı arka planda bıraktılar. Kendi ideolojilerini yansıtan ve yayılmasını sağlayan kitaplarıyla toplumun dini yaşamını kendi menfaatlerine ve ideolojilerine göre şekillendirdiler, şekillendiriyorlar. Bu şekillendirmenin en güzel örnekleri, dini bilgi ve sohbetlerde ilahi kitabın sözlerinden çok “…kişiden rivayet edilen sahih hadis derki, ya da… İmam, Gavş, Şeyh, Bediüzzaman derki” gibi sözlerin sık sık sohbetlerde geçiyor olmasıdır. Böylece insanları Hasan Sabah’ın afyonu gibi sohbetleriyle manyetik alanlarına alıp, kulluk yaptırdılar.

Görünüşte İslam dinini yaymaya çalışan, gece gündüz ilahi kitap okuyan, ilimde derinleşmiş insanların böyle bir hata yapmalarına anlam veremeyebilirsiniz. Ama dünyamızda iki tane Tanrının var olduğunu düşündüğünüz an, onların davranışlarına anlam verebilirsiniz.  Birisi yaratan yani inananların inandığı gerçek Allah’tır. İkincisi, bunların yarattığı fakat adına yine de Allah dedikleri yani onlara benzeyen, ırkçı, cinsiyetçi, zenginlerin yanında fakirlerden uzak, kayırmacı, torpilci olandır. Bunlar yarattıkları sahte Allah’ı yok etmedikçe gerçek İslam’la bütünleşemezler. Sadece Allah’a teslim olmuş ve doğruluk üzerinde hayatını şekillendirenlere Allah doğru yolu gösterecektir. Çünkü Allah, kimin dosdoğru olduğunu, kimin doğru yola girmek istediğini, kimin ikiyüzlü davrandığını bilendir.

                Sizlerden tek ricam insanların yaratmış oldukları ikinci tanrının nimetlerine kapılıp asıl yaratıcıyı ve göndermiş olduğu rehberi unutmamanızdır. Bunun için yapacağınız en etkili şey, ilk inen ayetteki “yaratan Rabbinin adıyla oku”yu hayatlarınıza rehber edinmenizdir. İlahi kitabın çoğu sayfasında geçen “akıl et, düşünmez misiniz” gibi uyarıları dikkate almanızdır.

Bu kitap, peyderpey yayıldıktan sonra gerek şahsıma gerekse içerisindeki düşüncelere saldırılar olacaktır.  Bu saldırıların asıl sebebi, yaratmış oldukları ikinci tanrılarına inanmıyor olmamdır. Âlim olarak gördükleri kişilerin eserlerinde bulunan Kur’an dışı düşünceleri gün ışığına çıkardığımdandır. Yüzyıllardır din kisvesi adı altında insanları kandırarak elde ettikleri kazanımlarını riske atıp maskelerini düşürdüğümdendir. Ayrıca Rabbin vermiş olduğu aklın hakkını vermemiş ve kula kul olmuş cahil insanların cahilce davranışlarını, aklını kullanmak isteyen insanların gözlerinin önüne sermiş olmamdandır.

             Unutmayınız ki gerçekleri gördükleri halde duyarsız kalanlar, tepkilerden ya da insanların tavırlarından dolayı çekinip ses çıkarmayanlar, Hakk’ın saffında olamazlar. Hakk’ın safında olmayanlar olsa olsa zalimlerin yanındadırlar.  

Devamı için Tıklayınız : https://saittasci.com/kategori/kitaplar

Etiketler :
E-Bülten E-Bülten aboneliği ile kampanya ve duyurulara daha hızlı erişin!