(TEKRAR YERYÜZÜNE İNECEK Mİ?)
Hristiyanlık inancına sahip çoğu toplulukta, Hz. İsa’nın ölmediği, tekrar dünyaya ineceği düşüncesi bulunmaktadır. Maalesef bu düşüncenin bir benzeri olan “Hz. İsa dünyaya inecek, Müslüman şeriatında yaşayıp, deccalı öldürecek” fikri, İslam coğrafyasında da kendisini göstermektedir. Peki, Kur’an’ın Hz. İsa’ya bakışı ve akıbetine yönelik yaklaşımı nasıldır? Al-i İmran suresi 45-50. ayetlerde; Melekler demişti ki; “Ey Meryem! Allah seni kendisinden bir kelime ile müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir, dünyada da ahirette de itibarlı ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır. O hem beşikte iken hem de yetişkin halinde insanlarla konuşacak ve salih kişilerden olacak.” Dedi ki; “Rabbim! Bana bir erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum olur?” Allah buyurdu; “İşte öyle, Allah dilediğini yaratır, bir işin olmasını istedi mi ona sadece “ol” der, o da oluverir. Rabbin ona yazmayı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. Onu, İsrailoğulları’na elçi olarak gönderecek ve o şöyle diyecek; “Kuşkuya yer yok, işte size Rabbinizden bir mucize ile geldim; size çamurdan kuş biçiminde bir şey yapar ona üflerim, Allah’ın izni ile derhal kuş oluverir; yine Allah’ın izniyle körü ve cüzamlıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim; ayrıca evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz elbette bunda sizin için bir ibret vardır. Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınmış olanların bir kısmının sizin için helâl olduğunu bildireyim diye gönderildim ve size Rabbimden bir mucize getirdim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin, der. Hz. İsa’nın durumuna ayetler ışığında baktığımızda, babasız doğduğu, peygamber olduğu, çeşitli mucizelere sahip olduğu, Tevrat’ı doğruladığı fakat İncil ile ilahi kitabı yenilediği, Yahudilerin dine yapmış oldukları eklemeleri Rab’ bin emri ile çıkardığı görülmektedir.
Al-i İmran suresi 59. ayete; “Allah nezdinde İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan var etti; sonra ona “ol” dedi ve oluverdi” der. Allah’ın Hz. Âdem’i yoktan var etmesi gibi Hz. İsa’nın da babasız yaratılışının Allah’a zor gelmeyeceğini görmekteyiz. Ama ipin koptuğu nokta tamda burasıdır. Hz. İsa’nın babasız doğması, Hristiyanlıkta teolojik esasları etkilemiş, kıyamet kopuncaya kadar tartışma zeminini hazırlamıştır. Oysa Hz. Âdem’in annesiz ve babasız meydana gelmesine rağmen bu kadar sorun teşkil etmemiştir. Kimse annesiz ve babasız olan Hz. Âdem’e, Allah’ın oğludur dememiş. Âdem için “Allah’ın topraktan yarattığını, “ol deyip olduğunu” sadece kul ve peygamber olduğunu söylemiştir. Aynı durum Hz. İsa içinde geçerliyken, bunu görmemek düşündürücü değil midir? Üstelik Hz. İsa’da anne faktörü varken!
Allah her peygambere farklı mucizeler, farklı özellikler vermiştir. Hz. Süleyman’a hayvanların dilini çözüp onlardan ordular kurmayı, Hz. Hud’un rüzgârı yönetebilmeyi, ateşin Hz. İbrahim’i etkilememesini ve bunun gibi birçok örnek verilebilir. Bu tarz örneklere Hz. İsa’nın babasız doğumu ve beşikte iken konuşmaya başlamasını da ekleyebiliriz. Allah neden Hz. İsa’yı babasız doğurmuş demek ile diğer peygamberlere neden bu mucizeler verilmiş demek arasında bir fark yoktur. Meryem suresi 20-21. ayetlerde; “Meryem, “Ben iffetsiz olmadığım ve bana bir erkek eli bile değmediği halde nasıl çocuğum olur?” dedi. Melek cevap verdi; “Orası öyle; ancak Rabbin buyurdu ki, O bana kolaydır. Biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, kararlaştırılmış bir iştir”” der. Demek ki Hz. İsa’nın babasız doğumunu tıpkı diğer peygamberlerin mucizeleri gibi bir delil olarak görmemiz gerekir. Hz. Meryem’in Hz. İsa’ya gebe kalmasıyla, çevresinde göreceği ithamlardan dolayı endişe duyması son derece haklı bir durumdur. Ama insanoğlunun Hz. İsa’nın babasız doğumuna “Allah’ın oğludur” iftirasını yapıştırması ahmaklıktan başka bir şey değildir. Maide suresi 72-75 ayetlerinde; “Allah, Meryem oğlu Mesih’in kendisidir” diyenler, hiç şüphesiz hakikati inkâr etmişlerdir. Oysa Mesih, “Ey İsrailoğulları! Benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin” demişti. Bilinmeli ki her kim Allah’a ortak koşarsa Allah ona cennet yüzü göstermeyecek ve onun varacağı yer cehennem olacaktır. Zalimlerin yardımcıları da olmayacaktır. And olsun ki “Allah üç unsurdan biridir” diyenler de kâfir olmuşlardır. Hâlbuki bir tek Tanrı’nın dışında hiçbir ilah yoktur. Şayet bu dediklerinden vazgeçmezlerse, böylece kâfir olanları elem verici bir azaba çarptırılacaklardır. Hâlâ Allah’a tövbe edip O’nun bağışlamasını dilemeyecekler mi? Allah çok bağışlamakta, çok esirgemektedir. Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Onun annesi dürüst ve inançlı bir kadındır. İkisi de yiyip içen birer insandı. (Tanrı besine tüketime ihtiyaç duymaz) Bak, ayetleri onlara nasıl açıklıyoruz, sonra bak nasıl saptırılıyorlar! Der.
Müslümanların, Hz. İsa’nın doğum süreci ve peygamberliği ile ilgili görüşleri, tevhit inancıyla da Kur’an öğretisiyle de örtüşmektedir. Ama Hz. İsa’nın ölüm ve diriliş süreçleri hakkındaki görüşleri için aynı durumdan bahsedilemez. Çünkü bu aşamada temel alınan öğretiler Kur’an öğretilerinden çok bozulmuş dinlerin kırıntıları, yapay hadisler, âlim görünümündeki insanların din adına yazmış oldukları batıl fikirler ve fantastik öykülerden ibarettir.
“Vallahi muhakkak ve muhakkak Meryem oğlu İsa inecek, hem adil bir hakem, adaletli bir hükümdar olarak inecek…” (Sahih-i Müslim Şerhi Nevevi, cilt 2, s.192) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa’nın adalet sahibi olarak inmesi yakındır…” (Buhari, Kitabü’l-Büyu; 102, Mezalim; 31; Müslim, İman; 242 (155); Ebu Davud, Melahim; 14 (4324); Tirmizi, Fiten; 54 (2234)) Bütün bunları kendisine rehber edinip izlerinden giden bir de Said Nursi bulunmaktadır. Mektubat adlı eserinin 15. mektubunun 4. soruya verilen cevap, sahih kabul edilen iftira hadislerle bütünlük sağlamaktadır. Said Nursi “Âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahsı İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i külli şey’in vaadine istinat ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i külli şey vaat etmiş, elbette yapacaktır” diyor. Yani Hz. İsa’nın tekrar dirilişi ve yeryüzüne inişinin Allah’ın sözü olduğunu ve Allah sözünü tutacağı için, Hz. İsa’nın Müslümanların başına geçeceğini söylüyor. Peki, Allah böyle bir şeyi, indirmiş olduğu kutsal kitaplarında bildirmiş midir? Böyle bir sözü var mıdır? Hz. İsa’ya bu tarz bir görevlendirme vermiş midir?
Kur’an’ı temel alırsak;
Maide suresi 75. ayette; “Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Onun annesi dürüst ve inançlı bir kadındır. İkisi de yiyip içen birer insandı. Bak, ayetleri onlara nasıl açıklıyoruz, sonra bak nasıl saptırılıyorlar!” der. Bu ayetten de anlıyoruz ki Hz. İsa’ya insanüstü varlık anlayışını yakıştıranlara, ikaz edilmektedir. Bazı Hristiyanların yaptıkları hataya, maalesef bir kesim Müslümanlar da (Bazı hadis yazarları ve Said Nursi gibileri) düşmekteler. Maide suresi 116-117. ayetlerde; Allah, “Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara sen mi “Allah’ın dışında beni ve annemi birer tanrı kabul edin” dedin? buyurduğu zaman o şu cevabı verir; “Hâşâ! Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim şüphesiz sen onu bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, ama ben senin zatında olanı bilmem. Gizlileri tam olarak bilen yalnız sensin.” “Ben onlara ancak senin bana emrettiklerini söyledim; “Benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin” dedim. “İçlerinde bulunduğum sürece onların yaptıklarına tanık idim. Fakat sen beni vefat ettirdikten sonra onların halini bilip gören sadece sensin. Sen her şeye şahitsin” der. Bu ayetlerden de anlıyoruz ki Hz. İsa’nın yeryüzüyle bağının kesildiği andan, tekrar dirilişin (Haşir) olacağı ana kadar geçen zamanda, dünyadaki insanların ne yaptığı ne söylediği, neye inandıkları, nasıl inandıkları, nasıl yaşadıkları hakkında bilgisinin olmadığıdır. Bu konularda bilgisinin olmaması, Hz. İsa’nın kıyamet kopmadan tekrar yeryüzüne inmeyeceğinin delilidir. “Hz. İsa tekrar yeryüzüne inecek” inancını taşıyan Said Nursi ve gibileri Maide suresi 116-117. ayetlerini ya bilmeyecek kadar cahiller ya da bu ayetleri inkâr etmişler.
Devamı için Tıklayınız : https://saittasci.com/kategori/kitaplar