VE
HZ. MUHAMMED’E İFTİRALAR
Mevlit; 1400’lü yıllarda Süleyman Çelebi tarafından kaleme alınmış bir mesnevidir. Eserin asıl adı Vesiletün Necat’ (Kurtuluş Yolu) tır. Mesneviler, genellikle peygamberleri, din devlet adamlarını, bölgenin ileri gelenlerini yüceltmek için yazılan abartı eserlerdir. Mesneviler tek parça şeklinde değil de bölümler şeklinde ve ayrı başlıklar altında yazılan eserlerdir.
Süleyman Çelebi, mevlitte Allah’a yakarış, peygamberin doğumu, elçilik süreci, göğe yükseliş ve ölüm konularını ele almıştır. Yani bu eserde peygamberimizin hayatının çeşitli safhaları (yalan yanlışlar dâhil) olduğu görülmektedir. Bu eser III. Murat zamanında camiye sokulmuştur. Böylece mevlitte geçen bazı olaylar, İslam âleminde İslam dininin temel kuralları, inanılması zaruri hükümler sıfatına büründürülmüştür. En acı gelen nokta ise siyer ilmi (Peygamberimizin doğumundan vefatına kadar hayatını konu alan ilmin adı) ile ilgilenen din âlimlerin bu eserin içerisindeki abartı, yalan ve iftiraları görmezden gelmeleridir. İlim sahiplerinin duyarsızlığı sonucunda Müslümanlar arasında Mevlit okuma ve okutmak bir ibadetmiş gibi kabul edilmiştir. İbadet sandıkları bu eylemi cuma günlerinde, ramazan aylarında, peygamberimizin doğum günlerinde, nikâh, nişan, kına, düğün, sünnet, ölüm, kandil gibi günlerde yapılarak toplum içerisinde zamanla benimsenmiştir. Mevlittin anlam ve içeriği büyük bir çoğunluk tarafından bilinmediği için eylem yapıldıkça ibadet olarak kabul edilmiş ve zamanla dinin bir gereksinimi bir akaidi olarak görülmüştür. Maalesef insanların büyük bir çoğunluğu bu durumun dine ekleme yapmaktan başka bir şey olmadığının farkına varamamıştır.
Tüm peygamberlerin ortak özelliği; zekilik, dürüstlük ve doğrulukta zirve yapmaları, seçilmiş olmaları, gelen emir ve önerileri değişiklik ya da ekleme yapmadan birebir tebliğ etmeleridir. Bu özellikler peygamberleri diğer insanlardan üstün kılmaktadır. Peygamberlere verilmiş olan ilahi lütuflarda ise peygamberler arasında farklılıklar gözükmektedir. Kur’an’da geçen bu farklı lütufları okuyan kişiler, peygamberlerin üstün kişiler olduğunu söylemelerinde bir sakınca bulunmamaktadır. Sakıncalı olan nokta, bir peygamberi başka bir peygamberle karşılaştırarak astlık-üstlük oluşturmalarıdır. Tarih boyunca insanoğlu, indirilen kutsal kitaplara dayanarak kendi peygamberlerini diğer peygamberlerden daha üstün görme yanılgısına düşmüştür. Bu yanılgı nedeniyle Hristiyanlıkta üstün olan Hz. İsa, Yahudilikte üstün olan Hz. Musa ve bir kısım Müslümanlarda da üstün olan Hz. Muhammed olmuştur. Mevlitte ve bazı yalan yanlış hadislerde Hz. Muhammed’in diğer peygamberlere göre daha üstün olduğuna dair sözler bulunmaktadır. Bu sözlere, Âdem’in yaratılmasındaki çamura suyu katandan tutun, dünyanın yaratılış gayesinin Hz. Muhammed olduğuna dair olan sözleri ekleyebiliriz. Bu söz ve düşünceleri kuvvetlendirmek için İslami kaynak olarak Mevlidi, sözde hadisleri ve Bakara suresi 253. ayeti göstermekteler. Bakara suresi 253. ayette; “O peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık. İçlerinden bir kısmıyla konuşmuş, bir kısmını da derecelerle yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya açık deliller verdik ve onu Ruhulkudüs’le destekledik” şeklinde yapılan çeviri sebebiyledir. Üstün kıldık sözü ile bazı Müslümanlar Hz. Muhammed’in daha üstün olduğunu öne sürmüşler. Oysa “üstün kılmak” olarak çevrilen söz Kur’an’da birçok yerde daha geçer. Buradaki asıl anlam, durumu üstün kılmak değil farklı kılmaktır. Çünkü bu kelimeyi üstün kılmak olarak idrak edersek; Câsiye suresi 16. ayette; “Biz, şüphesiz İsrailoğulları’na da kitap, hüküm ve peygamberlik verdik; onları güzel şeylerle rızıklandırdık ve kendilerini diğer topluluklardan üstün kıldık” der. Bu şekilde yapılan bir çeviride, Yahudiler kendilerini tüm insanlardan üstün sayar ve tüm insanları Yahudi ırkına hizmet etsin diye yaratıldığını düşünürler. Bu duruma delil olarak da Kur’an’ı gösterirler. Durum böyle olursa, şüphesiz ki bu ayet yaratana ait olamaz. İsra suresi 55. ayette; “Göklerde ve yerde olanları en iyi bilen senin Rabbindir. Doğrusu biz peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık; Davud’a da Zebur’u verdik” der. Diyanetin bu çevirisine de baktığımızda “üstün kılmak” tabiri “farklı kıldık” şeklinde olmalıydı. Çünkü hemen arkasında Hz. Davut’a has Zebur’dan bahsedilmektedir. Vurgulanmak istenen mesaj, verilen mucizelerdir. Enam suresi 84…86. ayetlerinde; “İsmail, Elyesa, Yunus ve Lût’u da (hidayete erdirdik). Hepsini âlemlere üstün kıldık” der. Diyanetin bu çevirisine de baktığımızda üstün kılmak tabiri farklı kıldık şeklinde olmalıydı. Çünkü adı geçen peygamberlerin hepsinin yaşadığı toplumlarda doğru değerler hâkim değildi. Nitekim aynı ayetin devamında “Onların atalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarını, evet onları da seçkin kıldık ve dosdoğru yola yönelttik” şeklinde devam etmektedir. İsra suresi 70. ayette; “And olsun biz insanoğluna şan, şeref ve nimetler verdik; onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık” der. Diyanetin bu çevirisine de baktığımızda “üstün kılmak” tabiri “farklı kıldık” şeklinde olmalıydı. Çünkü ayette şan, şeref, nimet, kara, deniz, rızıklar gibi farklılıklardan bahsetmektedir. Bakara suresi 285. ayette; “Açık ve net bir şekilde açıklamış Allah’ın elçisi ve müminler, Rabbinden ona indirilene iman ettiler. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandılar. “O’nun elçileri arasında ayırım yapmayız” ve “işittik, itaat ettik, bağışlamanı dileriz Rabbimiz, gidiş sanadır” dediler” der. Demek ki peygamberlerin birbirlerinden üstünlük olarak değil, aldıkları görev ve yaşadıkları zamandaki farklılıklar sonucu karşılaştıkları sıkıntılar, göstermiş oldukları mucizeler seklinde idrak edilmelidir.
Kısacası kimin ya da kimlerin cennetlik, cehennemlik olduklarını, kimin ya da kimlerin diğer yaratılanlardan daha üstün olup olmadıklarını bilen tek biri vardır, O da her şeyi ve herkesi yaratandır. Onun adına karar vermek, Allah’a ortak koşmanın farklı bir yoludur.
Allah, görevlendirdiği tüm peygamberlere, topluma tevhit inancını, sosyal ve uhrevi hayat kurallarını anlatma şartı koşmuştur. Tüm peygamberler, elçilik görevlerini yerine getirirken Allah’ın bildirmiş olduğu toplumsal ve inançsal öğretilerde değişikliğe gitmemiştir. Her peygamber, önceki peygamberin elçilik etmiş olduğu kitabı, inanç ve ahlak kurallarını yaratanın emriyle onaylamıştır. Sadece insan eliyle kutsal kitapta meydana gelen tahrifat ve önerilen yaşayışta yapılan değişiklikler sebebiyle, din revize edilmiştir, mesajı ileten elçiler yenilenmiştir.
| Kur’an-İncil’in, İncil-Zebur’un, Zebur-Tevrat’ın… güncellenmesinden başka bir şey değildir. Hz. Âdem’den tutun Hz. Muhammed’e kadar gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin yaratan tarafından seçilmiş olduklarını, zekilik, dürüstlük ve doğrulukta zirve yaptıklarını, ilahtan gelen emir ve önerilerde değişikliğe gitmeden birebir tebliğ ettikleri bilinmelidir. Ayrıca görevlerinin bitiminde de her birinin ölümü tattığı gerçeği vardır. Çünkü onlar da yaratanın gözetimindeler, senin benim gibi et ve kemikten yaratılmış birer insandılar. |
Bu yüzden semavi şeriat mensuplarının büyük bir çoğunluğu, yaratıcı katında kendi peygamberlerini diğer peygamberlere oranla daha üstün görme görüşü hatalı bir görüştür. Maalesef Müslüman iddiasında olan tasavvufçularda başta olmak üzere birçok insan, Hz. Muhammed’i diğer peygamberlere kıyasla daha üstün görürler. Mevlitte geçen “Yer ve gök Hz. Muhammed’in hürmetine yaratıldığı” sözü ile İncil’de geçen “Her şeyin kaynağı O’dur; her şey Onunla ve O’nun için var oldu. Sonsuza dek O’na yücelik olsun”, (Pavlus’tan Romalılara Mektup 11;36) sözleri arasında hiçbir fark olmadığı bilinmelidir. Farkın var olduğunu düşünenler, inançlarının doğruluğunu irdelesinler.
Mevlitte Bulunan Abartı Yalan ve Hezeyanlar;
-Hz. Muhammed’in nuru Hz. Âdem’den itibaren tüm peygamberlerin alnına yansıdığı söylemi,
-Peygamberimizin doğumu esnasında Âmine’nin yanına, firavunun karısı Asiye, Hz. İsa’nın annesi Meryem ve bir hurinin geldiği söylentisi (Bazı bozuk zihniyetteki bazı kişilerin “cennette Firavunun eşi Asiye ile Hz. İsa’nın annesi Meryem’in Hz. Muhammed’in eşi olacak” düşüncesi bu bozuk fikrin yansımasındandır),
– Doğumdan hemen sonra peygamberimizin Kâbe’ye dönüp secde edişi ve parmağıyla tevhit ettiğini, (İlk kıblemiz Kâbe’ miydi?)
-Miraç sürecinde ilk durağın Kudüs olduğu ve burada bütün peygamberlerin Hz. Muhammed’in etrafına toplandığı ve Hz. Muhammed’in imam olup namaz kıldığı,
-Cebrail cennete varınca kırk binek hayvanın otlandığını, birinin ağlayıp sızladığını, yeme içmeden kendisini kestiğini, sebebini sorduğunda da kırk bin yıl önce “Ya Muhammed” sesini duyduğunda bu sese âşık olduğunu ve cennetin kendisine cehennem olduğunu, bu hale geldiğini söylemesi, Cebrail’inde bu binek hayvanı alıp miraç sürecinde peygambere getirerek hayvanın hasretini giderdiği savsatası,
-Peygamberin miraca çıkacağı zaman Allah’ın; “Cebrail, cennetten bir taç, bir kemer, birde binek al ve bu binekle peygamber huzuruma çıksın” demesi,
-Göklere çıkarken belli bir aşamada Cebrail’in; “artık buraya kadar gelebilirim, ötesine yetkim yok, sen çık” dedikten sonra Refref adında bir binekle gitmesi,
-Allah’ın Peygambere gel sana âşık oldum, cümle halkı sana köle kıldım demesini,
-Allah’ın peygambere dile benden ne dilersen dediği zaman peygamberin zayıf ümmetinin hali ne olacak dediğinde onlara cennetini verdiğini söylemesi, (Allah’ın adaletine ters bir durum)
-Allah’ın peygambere; “kendimi, özümü ayna edindim sana özüne beraber yazdım adınla adımı” demesi, (Vahdetül vücut saçmalığı)
-Hz. Muhammed dünyaya gelmeseydi Hz. Âdem’e büyüklük tacının verilemeyeceğini, Âdem’in tövbesinin kabul edilme sebebinin Hz. Muhammed olduğu iddiası,
-Hz. Musa’nın elindeki asanın yılana dönüşme sebebi “Hz. Muhammed’e duyulan hürmettendir” denilmesi,
.
.
.
ve daha saymadığım birçok benzeri inanç ve söz mevlitte mevcuttur. Buna inanmıyorum ya da bunu bilmiyordum diyorsan ya okumuyorsun ya da okuduğunu anlamıyorsun. Kim bilir bekli de körü körüne inanıyorsundur. (İnancı irdelemediğin için Avrupa da doğmuş olsaydın Hristiyan, İsrail de ise fanatik bir Yahudi olabilirdin) Bu yüzden İncil’de Hz. İsa’yı üstün gösteren ayetlerin tahrif sonucu oluştuğunu söyleyenler, mevlitte, Hz. Muhammed’i tüm peygamberlerden daha üstün gösteren sözlerin de uydurma olduğunu söyleyebilmelidir.
Mevlidin kaynağı, Kur’an ya da peygamber öğretisi ya da hadisler değildir. Bütün bu bozuk inancın kaynağı, tasavvufçuların ve batıl inanç sahiplerinin İslam’a eklemiş oldukları yanlış inanç şekillerinin, kutsal dinin kurallarına bürünmesinden başka bir şey değildir. Bu iddiaların ve iman esasları olarak gördükleri bu düşüncelerin hiçbiri Kur’an’da yeri yoktur. Peygamberimizi yücelteyim derken inançlar arası ırkçılık yapılmakta, yalan konuşulmakta, iftira atılmakta, insanların inançları bulanıklaştırılmaktadır. Ayrıca Müslüman ve diğer din sahipleri arasında anlamsız bir çekişmeye zemin hazırlamaktadır. Bu nifak tohumlarının en basit sebebi cehalettir. Düşünmek bile istemediğim bir diğer sebep ise şeytani telkin sonucu elde edilmiş asılsız bilgiyle hareket ederek, şeytani öğretiye itaat etmektir. Aliya Izzetbegoviç’in bir sözünü hatırlamakta fayda vardır. “Yeryüzünün öğretmeni olmak için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım”. Bozuk düşüncelere sahip insanların, kimin öğrencisi oldukları belli.
| Hangi dinde olursa olsun, inanç öğretilerini irdelemeyen her insan, cehalet pisliğinde boğulmaya, kula kul olmaya mahkûmdur. İnancını irdelemeyen kişi, Vatikan’da doğsa, Katolik bir Hristiyan, İsrail’de doğsa fanatik bir Yahudi, İran’da doğsa Şii bir Müslüman, Hindistan’da doğsa ineğe tapan bir Hindu, Tibet’te doğsa bir Budist, Küba’da doğsa, dinsiz biri olarak ölene kadar yaşam sürebilir. Bu yüzden inancını irdelemeyenler, inancına güvenip cenneti hayal etmesinler. |
| İnsanların büyük bir çoğunluğu, mevlidin içeriğini bilmeden, okumadan, sorgulamadan, araştırmadan bir ibadetin parçasıymış gibi algılayıp ona göre davranırlar. Tıpkı ömürlerinin sonuna kadar sürekli okudukları Fatiha suresinin ne anlama geldiğini düşünmedikleri gibi. Allah’ın huzurunda olduklarını düşünüp yaratana yalvarırlar ama Allah ile ne konuştuklarını bilmezler. Mevlit okurken de Allah’ın peygambere âşık olduğunu söylüyorlar ama insanlara ait özellikleri Allah’a yakıştırdıklarının farkına varmıyorlar. Kısacası cahilce ve akılsızca davranıyorlar ama kendilerini dindar, zeki ve akıllı sanıyorlar. Böylece cenneti kendilerine, cehennemi de kendileri gibi düşünmeyenlere layık görüp yargıç oluyorlar. |
| Kendisini Müslüman olarak gören birine, Mevlit okutulup içeriği anlaşılır bir dille anlatılırsa ve buna rağmen İslam dinine tezat olan gerçekleri görmemekte direniyorsa, o kişi cehalet bataklığında (tasavvufta) çoktan can vermiştir. Can veren kişinin hesabı da Allah’a kalmıştır. |
Umarım kitabımdaki bu öze dokunan gerçekler, gerçeği görmek isteyenler için bir fırsat olur. Bu fırsat sayesinde bundan sonra yapılacak olan rutin ibadetler daha şuurlu bir kafayla yapılması sağlanır. İlk vahiy olan “oku” da ki anlamı idrak edip, okumanın sadece tekrardan ibaret olmadığını, asıl vurgulanan mesajın anlaşılması, içeriğinin bilinmesi, söylenene de uyulması olduğunu görürler. Aksi halde söylenenleri anlamadan ibadet etmek, Allah’ın bizler için belirlediği emirleri anlamadan, hayata tatbik etmeden Allah’a tekrar geri göndermektir. Bu da kayıt cihazı gibi sözcüklerin sürekli tekrarından başka bir şey değildir. Şuursuzca yapılan ibadet, ibadet değildir. Nitekim Allah bizi “ne dediğinizi bilmeden namaza yaklaşmayın” diye uyarmıştır.
| Nisa suresi 43. ayette “Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın” der. Namazda iken okunan süre ve duayla Allah ile ne konuştuğunu ne istediğini bilmeden süreleri sürekli bilmediğin bir dilde tekrarlamak ile sarhoşken ne söylediğini bilmeden konuşmak arasında ne fark olabilir ki? Bir sarhoşun bilinçsizce yaptığı haykırışlar nasıl onu sarhoşluktan çıkaramıyorsa, bir Müslüman’ın anlamını bilmeden söylediği sözler de (ayetler) onu aydınlığa net bir şekilde çıkaramayacaktır. |
Hz. Muhammed’e ve İslam’a yapılan iftiralar, sadece mevlit içeriğiyle sınırlı değildir. Maalesef mevlidin ilham kaynağını oluşturan ve aynı zamanda İslam’la da ters düşen bazı uydurma hadislerde de aynı durum söz konusudur. “Ey Allah’ın Elçisi! Peygamberliğin ne zaman vacip (sabit) oldu diye sordular. Resulullah “Âdem ruh ile ceset arasında iken, dedi”” . (Tirmizi) Kassas suresi 86. ayette; “Bu kitabın sana vahiy olunacağını ummazdın; ama o, Rabbinden bir rahmet olarak geldi. Öyleyse asla inkârcılara destek verme” der. Bu ayet bize açıkça söylüyor ki peygamberlikten önce kendisine böyle bir görev verileceği, vahiyle şereflendirip son peygamber olacağını bilmiyordu.
Said Nursi Sikke-i Tasdiki Gaybî, kitabında Ahmet (Hz. Muhammed) yaratılmış o büyük Nur-u Ehadden (Allah’ın nurundan) her zerrede nurdur, ezelden hem ebeden” diyor. Oysa Kur’an bize insanların nurdan yaratmadığını söylüyor. Büyük ihtimalle bunu İbnü’l Abbas’tan kopya almıştır. Çünkü İbnü’l Abbas; Hz. Peygamber’in ruhu, Hz. Âdem yaratılmadan iki bin yıl önce Allah katında bir nur olarak bulunuyordu. Bu nur ve melekler Allah Teâlâ’yı teşbih ediyorlardı…” şeklinde saçma bir hadisi vardır. Kur’an bize; Rahman suresi 14. ayette; “O, insanı ateşte pişirilmiş toprak kaplar gibi kurutulmuş çamurdan yarattı” der. Hicr suresi 26-27. ayetler; “And olsun biz insanı şekillenebilir özlü balçıktan (şekil verilip), kurutulmuş çamurdan yarattık. Cin türüne gelince daha önce onu da kavurucu alevden yaratmıştık” der. Nurla alakalı Kur’an’da Teğabun suresi 8. ayette; “Şu hâlde Allah’a, peygamberine ve indirdiğimiz o nura iman edin. Yapıp ettiklerinizden Allah tamamen haberdardır”, der. İncil’de Yuhanna 1 bölüm 5-9 da “Nur karanlığı aydınlattı. Karanlık nuru söndüremedi. Allah, Yahya adında birini gönderdi. Yahya nur olana şahitlik etmek için geldi. Allah onu nura şahitlik etsin ve bütün insanlar bu nur vasıtasıyla imana kavuşsun diye gönderdi. Yahya nurun kendisi değildi. Vazifesi nura şahitlik etmekti. Dünyaya gelip her insanı aydınlatan hakiki nur buydu” der.
Gerek Kur’an’da gerekse diğer semavi kitaplardaki nur olarak anlatılan şeyin aslında ilahi kitap içerisindeki bilginin verdiği aydınlanmadır. Bu ifadelere benzer birçok ayet olduğu halde zihni bozuk insanlar neye dayanarak ilahi öğretilere ters sözler söylüyorlar. İnsanların kafalarını bulandırıyorlar. Kendilerini âlim sanan zatların Kur’an’ı anlamadıkları gibi diğer semavi kitaplardan da habersiz olmalarına anlam veremiyorum.
İnananlar arasında büyük bir çoğunluğun kabul görmüş olduğu bir diğer söz ise “Bütün eşya ve eflâki (kâinatı) senin için yarattım Habibim! “Eğer bu zat (Hz. Muhammed) olmasa idi kâinat ’ta olmazdı” sözüdür. Bu gibi iftira sözler, Mevlitte, Said Nursi’nin eserlerinde bir de talebeleriyle karşılıklı yazılan mektuplarda geçmektedir. Belli ki sürekli kendi eserleri ve kendi gibi düşünenlerin eserleriyle ilgilenen insanlar; İslam’ı öğreneyim derken Kur’an dışı kaynakları rehber edinip İslam’ı onların içinde bulmaya çalışmışlar. Kur’an’a değil de batıla inanma ihtiyacı duymuşlar. Bu da demek oluyor ki ya Kur’an’ı okumamışlar ya da anlamını bilmeden sadece okumak için okumuşlar. Çünkü eğer okuyup anlamış olsalardı, Zariyat suresi 56. ayete denk gelirlerdi. Zariyat suresi 56. ayette; “Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım” der. Yani Hz. Muhammed’de bir insan olduğuna göre farklı bir kategoride idrak etmek ahmaklıktan öteye geçmez. Ayette açık ve seçik bir şekilde insanların yaratılma sebebi Allah’a kulluk etsinler olduğu bildirmektedir. Demek ki kâinatın varoluş sebebi Hz. Muhammed değildir. Hz. Muhammed diğer tüm peygamberler ve insanlar gibi Allaha kulluk için yaratılmıştır. Kâinat, Hz Muhammed’in hatırına yaratılmış olsaydı, ölümünden sonra kâinatında yok olması gerekmez miydi?
Hiçbir peygamberin yaşamında ve sözlerinde yalana, dolana yer yoktur. Ama peygamberleri anlatan yücelten, peygamber sevdalılarının sözlerinde, methiyelerinde, peygambere iftira ve ilahi inanca baltalama çoktur. Peygamberleri yücelteyim derken yalan üstüne yalan söyleyerek hem İslam’ın altına dinamiti yerleştiriyorlar hem de peygamberlere iftirada bulunuyorlar. Bu konuya Maide suresi 116. ayet ne güzel değinmiş. Allah “Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara sen mi ‘Allah’ın dışında beni ve annemi birer tanrı kabul edin’ dedin?” buyurduğu zaman o şu cevabı verir; “Hâşâ! Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim şüphesiz sen onu bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, ama ben senin zatında olanı bilmem. Gizlileri tam olarak bilen yalnız sensin” der. Çoğu Hristiyan’ın inancındaki Hz. İsa’nın durumu bizlere de ders olmalıdır. Bu ayet bizi uyarıp, silkeleyip, kendimizi toplamamızı sağlamalıdır. Yoksa Yahudilerin Hz. Musa’yı idrak edememeleri, Hristiyanların Hz. İsa’yı ilah parçası yapmaları gibi bizim içimizdekiler de Hz. Muhammed’e, insan, elçilik ve resulden başka ilahi sıfatlar ekleme yaparak inancımızda tamiri zor çarpık öğretiler yumağı haline getirebilirler.
İncil’de; Hz. İsa’nın “Görünmez Tanrı’nın görünümü, bütün yaratılışın ilk doğanı O’dur. Nitekim yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen her şey tahtlar, egemenlikler, yönetimler, hükümranlıklar O’nda yaratıldı. Her şey O’nun aracılığıyla ve O’nun için yaratıldı. Her şeyden önce var olan O’dur ve her şey varlığını O’nda sürdürmektedir. Bedenin, yani kilisenin başı O’dur. Her şeyde ilk yeri alsın diye başlangıç olan ve ölüler arasından ilk doğan o’dur. Çünkü Tanrı bütün doluluğunun O’nda bulunmasını uygun gördü” diye geçer. İncil’de Hz. İsa için söylenen bu sözlerin bir benzerleri, tasavvufçular Hz. Muhammed ya da şeyhleri için söylemekteler. Bu sözlerin benzerleri Mevlidin içerisinde de geçmektedir. Hz. İsa için söylenen abartılı övücü sözler ile mevlitte Hz. Muhammed için söylenen abartılı övücü sözler arasında bir fark göremedim. Tek fark biri Hz. İsa için söylenmiş, diğerleri Hz. İsa’nın ismini kaldırarak Hz. Muhammed’i eklemiş. Bir başkası ise şeyhinin adını yapıştırmış. Unutmayalım ki Hristiyanlar böyle yaparak dinlerini (şeriatlarını, (yollarını)) bozdular. Bizdeki tasavvufçular, cemaatçiler, mevlidi kutsallaştıranlar ve benzerleri, Peygambere ya da kimi şeyhlerine, (liderlerine, Allah dostu dediklerine) bu tarz sıfat ve özellikleri yakıştırarak İslam’ın altına dinamiti yerleştirmekteler. Bütün çarpık inanışlarını İslam kılıfı altında şekillendirip insanlara İslam’ın öğretileri diye yutturmaktalar. Böylece gerçek İslam’ı bölük pörçük etmekteler.
Devamı için Tıklayınız : https://saittasci.com/kategori/kitaplar