“De ki: Bizim başımıza ancak Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim mevlamızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” (Tevbe Suresi 51. Ayet Meali)

Turkish English Germany

HADİS-KUR’AN/ HADİS-HADİS/ HADİS-MANTIK ÇELİŞKİLERİ

HADİS-KUR’AN/ HADİS-HADİS/ HADİS-MANTIK ÇELİŞKİLERİ

Yorum yapılmamış 1597 Görüntülendi

HADİS-KUR’AN/ HADİS-HADİS/ HADİS-MANTIK ÇELİŞKİLERİ

                “Kadınlar hakkında birbirinize iyi tavsiyelerde bulunun. Çünkü kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburganın en fazla eğri olan tarafı onun üst kısmıdır. Bu sebeple, eğer onu doğrultmak istersen kırarsın, yok eğer kendi halinde bırakırsan eğri olmaya devam eder. Öyleyse kadınlar hakkında birbirinize iyi tavsiyelerde bulunun, birbirinize onlara iyi davranmayı tavsiye edin.” (Buhari, Enbiya,1; Müslim, Reda’, 61, 62) Şimdi bu hadisi yayan kişilerin, Kur’an’ın ve Hz. Muhammed’in dışında kimden ya da kimlerden, hangi kaynaklardan etkilenip peygambere iftira atarak hadis yaptıklarına bakalım. Buhari ve Müslim’den binlerce yıl önce kişiselleştirilmiş Tevrat’ta söyle geçmektedir. “Âdem uyurken, Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapatır. Âdem`den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Âdem`e getirir. Âdem, “İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir” Ona kadın (İbranice; işşa) denilecek, çünkü o adamdan (İbranice; iş) alındı” der. (Yaratılış 2/21-23) İncil’de ise Yeni Ahit’te Pavlus’un mektuplarında; “Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratıldı. Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı” der. (1. Korintliler 11/8-9)

                 Sümer efsanelerinde de “Tanrı Enki yasak bitkiden yediği için tanrıça Ninhursag tarafından cezalandırılır. Bunun sonucunda vücudunda çeşitli hastalıklar (kaburga bölgesinde) ortaya çıkar. Yaptığına pişman olduktan sonra Ninhursag bir tanrıça yaratır. Adına (Sümercede kaburga kadın anlamına gelen) Ninti (Nin=kadın, ti=kaburga) koyar” diye geçer.

                Kadının yaratılış sebebi, kadının toplumdaki yerini belirler. Sümerlerde, Yahudilerde, Hristiyanlarda kadının kaburgadan yaratılma düşüncesi, erkek için yaratılmış fikri gibi ilahi olmayan fikirler ve düşüncelerin olması, kadının toplumda değersizleştirilmesine sebep olmuştur. İslâm’da ise Kur’an’ın kadın ya da erkek yaratılışını anlatan hiçbir ayetinde bunlara benzer bir ifadenin bulunmamaktadır. Buna rağmen çoğu hadislerde ve tefsirlerde kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına ilişkin ifadeler bulunmaktadır. Bu durum, İslam dininin âlimleri olarak gördüğümüz hadisçilerin ve tefsircilerin dinlerini bozanlardan ne denli etkilendiklerini göstermektedir.

                Her Müslüman Araf suresi 189. ayetini, günümüz Tevrat’ın ve İncil’in etkisinde kalmayarak okumalıdır. İlgili ayette “Sizi bir tek nefisten (can, ruh) yaratan, kendisiyle mutlu olsun diye ondan da (ondanda derken cinsinden yani onun gibi insan) eşini yaratan O’dur.

             Kur’an’ı kenara bırakıp mezhepçi zihniyetin ve tarikat, cemaat gibi oluşumların izinden gidersek ya da onların hadis (Peygamber sözü) diye bize yutturdukları saçmalıkları kabullenip Kur’an süzgecinden geçirmeden din edinirsek, dinlerini bozanlardan hiçbir farkımız olmayacaktır.               Erkeğin yaratılışını üstün görüp, kadının yaratılışını eğri kaburgadan olduğuna iman edersek, kadının asıl yaratılış sebebinin de erkeğe hizmet etsin diye olduğuna inanıp öyle hareket edersek hem kadınlara zülüm etmiş oluruz hem de yaratıcının belirlemiş olduğu yasaya başkaldırmış oluruz.  

                Hz. Muhammed’in eşlerinden Meymûne; Resulullah, Cebrail’in kendisine şöyle dediğini söyledi; “Biz (melekler), içerisinde köpek ve resim olan eve girmeyiz.” Resulullah o gün sabahladıktan sonra tüm köpeklerin, hatta küçük/yavru köpeklerin dahi öldürülmesini emretti. Bu hadisi kayıt altına alan ve yayan Buhari’dir, Müslim’dir, Ahmet b. Hanbel’dir, Nesai’dir. Bir de şöyle bir hadisleri var “Siz iki noktalı halis siyah köpekleri öldürün çünkü onlar şeytandır”. (Müslim, Sahih, Musakat) Geçmişte yaşamış olan âlim, şeyh olarak kabul görmüş zatlar gibi günümüzdeki büyük bir çoğunlukta bu tarz iftira içeren hadisleri inkâr etme yoluna gitmemekte, ilgili hadisleri savunma ve yayma yolunu tercih etmekteler. Allah’tan korkmazlar, karıncayı bile incitmekten çekinen, ufku geniş ileri görüşlü peygamberi, nasılda cani, hiçbir şeyden anlamayan bir statüde gösteriyorlar. Aklını kullanan her insanın yapacağı şey, hadisi savunmak ya da yorumlamak değil, bu sözlerin peygambere iftira olduğunu görmek ve göstermek olmalıdır.

”Kertenkeleyi bir vuruşta öldürene yüz sevap vardır. Çünkü kertenkele Hz. İbrahim ateşe atılınca diğer hayvanlar gibi su taşımayıp yanmasını istediği için üflemiştir. Bu yüzden kertenkele fasıktır”. (Müslim; 2240/147, Buhari; 7/3150, İbnü’l Nace) “Resulullah buyurdular ki; İçerisinde resim ve köpek bulunan eve melekler girmez. (Ebu Davud, Taharet 90, (227), Libas 48, (4152); Nesai, Taharet 168, (1, 141), Buhari, Libas 92, 88, Bed’ül-Halk 6,14, Müslim, Libas 102, (2606); Ebu Davud, Libas 48, (4155); Tirmizi, Edeb 44, (2805); Nesai, Zinet 112, (8, 212, 213); İbnü’l Mace, Libas 44, (3649)) Bu nasıl bir zihniyettir. Bu düşünceyle yetişen insanların, insanları bırak hayvanlara işkence etmeyeceklerini düşünebilir misiniz?

Mescidi nebevi “Kim benim şu mescidimde bir tek vakti geçirmeksizin kırk vakit namaz kılarsa, kendisi için cehennemden berat ve azaptan kurtuluş yazılır. O kişi nifaktan da uzak olur”. (İbnü’l Hanbel, Müsned, XX, 40; Taberani, el-Mu‘cemü’l-evsat, II, 22) “Kim ki bin kere ‘Kulhüvallahü ehad’ suresini okursa, kendi nefsini Allah’tan satın almış olur”. (Suyuti, el-Fethu’l-Kebir, 3/227; Münavi, Feyzü’l-Kadir, 6/203) Bu ve benzeri sayısız hadisle de ibadet taklide, otomatiğe, pasif duruşa dönüştürülmüştür. Başka biri ise kırkı, on bine, yüze bine çıkarmıştır. Sınava girince, dara düşünce, paraya ihtiyacın olunca gibi sayısız durumlarda “onu bunu yüz kere, bin kere oku, derdine çözüm olur” saçmalıkları, mezhepler, tarikatlar, sözde hadisler yüzünden dinimize girmiştir. Rehber olarak indirilen kitap, sihir kitabına dönüştürülmüştür. Kısacası Kur’an’ın yaşama uyarlamasını kesip atmıştır. Sonuç olarak Kur’an, bilinmeden okunan milyonlarca hatime dönüştürülmüştür. Müslümanlık şuuru yerini söylenenleri anlamsızca tekrarlanan bir kasete bırakmıştır. Müslümanlığın toplum üzerindeki aktif rolünü, pasif bir yaşam tarzına çevirmiştir ve insanları duygusuzlaştırıp cahilleştirerek canileştirmişler.

“Cehennemde en şiddetli azaba uğratılacak kişiler ressamlardır “. (Buhari-Tesavir, 89) Kur’an, teknoloji ve sanatın gelişmesini desteklerken bu tarz hadisler ise sanatı ve sanatçıyı engellemiştir. Bu zihniyete verilecek en güzel cevap Kur’an’ın Sebe suresi 13. ayetiyle verilebilir. “Onlar Süleyman’a, isteğine göre yüksek ve görkemli binalar, heykeller, havuz gibi lengerler, yerinden kalkmaz kazanlar imal ederlerdi. Ey Davud ailesi! Şükür için çaba gösterin. Kullarım arasında hakkıyla şükredenler pek azdır” der. Bu ayetten de anlaşılıyor ki, Kur’an’a göre de peygamber olan Hz. Süleyman bile sanatla (Heykel) uğraşmıştır. Ama hadislere körü körüne inanan insanlar Kur’an okumadıkları için neredeyse heykel ve benzeri sanatları icra edenleri putperest ilan etmişler-etmekteler. Yapılan şaheser resimlere “hadi can verin” diyecek kadar da ruh hastaları olmuşlar-olmaya da devam etmekteler.

“Yeryüzü, öküz ve balığın sırtındadır. Balık sallanınca depremler olur”. (İbnü’l Kesir) Daha düne kadar bu hadis sahi görülüyordu. Dünyanın yuvarlak olduğu ve altında bir şeylerin olmadığı netleşince de farklı anlamlar, farklı kılıflar oluşturuldu. Yok, dünya tarım ve denizcilikle geçiniyor gibi kılıflar uyarlandı. Buna kılıf uydurarak yalancı olacağınıza, bu hadis peygambere iftiradır demeniz daha doğru olmaz mıydı?

Bir diğer iftira içeren hadis “Allah ahirette peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir”. (Müslim-İman 302; Buhari 97/24, 10/29; Hanbel 3/1) Hiçbir şeye benzemeyen Allah’ı insana benzetiyorlar. Bunu yapan da sahi hadisleri olan Müslim ve Buhari’dir. Allah ile peygamberler arasında parola olacak, parolada “ŞAFAK” deselerdi insanlara belki de daha mantıklı gelirdi.

“Dinini değiştireni öldürün”. (Nesai 7-8/14; Buhari 12/1883) Buhari’yi dinliyorsunuz da Bakara suresi 256. ayeti hiç mi okumuyorsunuz?  Okumadığınız belli ki, İslam dinini terör dinine çevirdiniz. İlgili ayet; “Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları reddeder de Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir” der. Din değiştirmek sadece Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık arasında geçiş yapmak demek değildir. Din değiştirmek; ilahi emirlerle oynayıp ekleme çıkarma yapmaktır da. Eğer ilahi kitabın içeriğiyle tezat olan hadislerin doğruluğunda hemfikirlerse önce kendi ölüm fermanlarını çıkartmaları gerekir. Çünkü dine yapmış oldukları ekleme çıkarmalarla, yeni bir din oluşturdukları ortadadır.

“Ölü, ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır”. (Buhari-K. Cemiz 32, 33, 34) Kur’an’ın neresinde yazıyor, başkasının günahı bir başkasına yüklendiği? Bir tek Allah’ın adaletine laf söylemedikleri kalmıştı o da oldu. Belli ki bu zihniyet, Necm suresi 38. ayeti de hiç mi okumamış. İlgili ayet “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” der. Bir kez daha ilk inen ayetin (İkra-oku) önemini görmekteyiz. Belki de Kur’an’ı okumuş ve anlamış olsalardı bu kadar da yanlış düşünceye kapılmazlardı.

“Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir”. (Ebu Davut Süleyman b. Eşas es-Sicistânî el-Ezdî, Sünen-i Ebu Davud, tahk. Komisyon, Darü İbnü’l Hazm, Beyrut 1997, c. 5, s. 70-71) Buhari, Tirmizi, Ebu Davut’ta bu hadisi “Şefaatim, bazı insanları cehennemden çıkaracak” şeklinde vermiştir. Zilzal suresi 7-8. ayetlere baksalardı bu hadisin iftira olduğunu göreceklerdi. İlgili ayet “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür, kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür” der. Demek ki dünyadaki torpil misalinin bir benzeri ahirette olmayacaktır. Kimse, hak etmeden bir kazanım elde edeceğini düşünmesin.

“Peygamber 30 erkeğin cinsel gücüne sahipti”. (Buhari, MuhtasanTecıid-i Sarih, hadis no; 192) “Peygamber bir gecede dokuz hanımıyla ayrı ayrı cinsel ilişki kurardı”. (Buhari, Muhtasan Tecıid-i Sarih, hadis no; 192) Bu tarz hadislerle de iftiralarının ve sapıklıklarının doruklarına çıkıyorlar. Sonrada peygamber dokuz yaşında biriyle evlendi gibi yalanlarla da kendi sapıklıklarına dini kılıf bulma yollarını tercih ediyorlar.

“Kim ki, çarşamba günü güneş yükselince on iki rekât namaz kılıp, her rekâtında bir Fatiha, bir Ayet el-Kürsi üç İhlâs ve üç Muavvizeteyn okursa, arşın altında bir münadi “Ey Allah’ın kulu! Geçmiş günahların bağışlandı. Allah kabir karanlığını, azabını ve kıyametin şiddetini senden kaldırdı. Artık senin için fazla amele lüzum yok diye çağırır ve o gün kendisi için bir peygamber sevabı yükselir”. (Gazali) Keşke Gazali sadece felsefe konularında kalsaydı. Müslüman birine… ayeti ya da duayı şu günde bu saatte ya da bu vakitte şu kadar oku, sağ tarafının üzerine yat, kıbleye dönük ol, kimseyle konuşmadan geceyi geçir denilse ya da benzeri mistik kokan telkin, öğretiler ve tekrarlamaları yaptığında dileğin gerçekleşir, duan kabul olur, zengin olursun, işin olur gibi fiillere inandırıp, benimsemesini, uygulamasını sağlarsa; yapanda, yaptıranda, benimseyende, İslam diniyle alay etmekten başka bir şey yapmadığını bilmelidir.

“Recim etme ayeti ve yetişkin kişiyi on defa emzirme (sebebi ile nikâhlamanın haramlığı) ayeti indi. Bu ayetler karyolamın altında bir yaprakta (yazılı) idi. Resulullah vefat edip biz onun ölümü ile meşgul olunca, evde beslenen koyun veya keçi girip o yaprağı yedi”. (İbnü’l Mace, Ahmed bin Hanbel 5/131, 132, 183 ve 6/269) Geçmişten günümüze âlim görünen çoğu insan bu hadisi sahih olarak görmüştür. Kendilerini din koruyucuları olarak gören birçok kişi, rivayeti inkâr edeceklerine (Kur’an’a ters olması sebebiyle), hadisi savunup bir kılıf bulma yoluna gitmişler. Çünkü kılıf bulmasalar hadislerin güvenirliği sekteye uğrayacaktı. Bundan sonra hadisler, Kur’an’a eşdeğer kabul edilmeyecekti. Buldukları kılıf ise ayetin keçi tarafından yenilmesinin asıl sebebi, bir hükmün yerine yeni bir hüküm getirilmek suretiyle kaldırılmış olması olarak tanımlamaktalar. Kısacası buldukları bu kılıf, “Allah önce yazdı sonra hükmün kalktığını görünce de vazgeçti” anlamından başka bir şey değildir. Bu durum Allah’ın sıfatlarına ters olduğu gibi Kur’an’a da ters bir durumdur. Hicr suresi 9. ayeti okumuş olsalardı durumun böyle olamayacağının farkına varırlardı. Hicr suresi 9. ayette “Kesin olarak bilesiniz ki bu kitabı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz” der. İlimde belli bir noktada görülen insanların (Allah’a, peygambere iftira ve Kur’an’a ters olan hadislerin yazarı ve koyu savunucuları) apaçık olan gerçekleri görememelerinin sebebi, kalpleri ve gözlerinin Allah tarafından mühürlemiş olmasından başka bir şey değildir.

“Melekül Mevt (yani Azrail) Musa Aleyhisselam ruhunu kabzetmek için gönderilmiş. Hz. Musa’ya geldiği zaman, Ona tokat vurmuş, bir gözü çıkmış. Azrail Aleyhisselam Rabbine dönmüş, demiş ki; “Beni öyle bir kula gönderdin ki, ölümü istemiyor.” Cenabı Hak tekrar ona gözünü iade etmiş”. (Sahihi Buhari, 2/113 ve 4/191; Sahihi Müslim 4/1843) Bu hadisteki hayal gücüne mi güleceksiniz yoksa Allah’ın emrini yerine getiremeyecek kadar Azrail meleğini aciz gören düşünceye mi ya da Allah’ın emrine itiraz ettiği söylenen Musa’ya mı? Tabi ki bu hadisin saçmalığına, tezatlığına ve buna inanana güleceğiz. Allah akıl fikir versin, başka bir şey demiyorum.

“Peygamberimiz caminin bahçesine girerek şöyle dedi; Şurası muhakkak ki cami ne cenabete (gusül abdesti almayan), ne aybaşlıya (adetli kadına) helal değildir”. (Müslim Hayz 11, Ebu Davud Taharet 104, Tirmizi Taharet 101, Nesai Hayz 18) Peygamberin hanımı anlatıyor; Peygamberimiz bizden biri aybaşlı olduğu halde onun kucağına başını koyar, Kur’an okurdu. Bizden birimiz aybaşlı iken camiye gidip Peygambere bir şeyler götürürdük. (Nesai, Hayz, 19) “Şayet ben bir insanın başka bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim”. (Tirmizi, Rada’ 10, (1159)) Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz (İbnü’l Hacer El Heytemi 2/121 Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 239)   Âlemlere rahmet olarak indirilen bir kitabın peygamberi, bu sözleri söyleyebildiğine inanıyor musunuz?

Hadisleri Kur’an’dan daha çok rehber edinen muhafazakâr kesim, bu tarz iftira rivayetler sayesinde kadının toplumdaki yerini şekillendiriyor. Kadına zulmü tetikliyor ve onları düşük bir sınıfta gösteriyor. Oysa Kur’an da “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır” der. Üstünlüğün cinsiyette değil inançta olduğunu vurgulamaktadır.

“Cennette bir ağaç vardır ki, binekle bir kimse yüzyıl gölgesinde yürüse onu geçemez. (Tirmizi) Cehennemde kâfirin azı dişi Uhud dağı kadar, derisinin kalınlığı da 3 günlük mesafe kadar. (Müslim) Cehennem ehli ateşte o kadar büyüyecek ki kulak memesi ile boynu arası yedi yüzyıllık mesafe kadar olacak”. (Hanbel ve Müsned) Peygamberin sözüymüş gibi söyledikleri bu sözler, bu adamların ne denli uçtuklarını göstermektedir. Hangi madde bir insanı bu şekilde hayal gücüne sokabilir? Hangi madde insanları bunlara inandırabilir? Bilemiyorum. Bildiğim tek şey varsa o da hadis diye bize yutturdukları sözlerin hem kendi yazdıklarıyla hem diğer hadis yazarlarıyla hem de Kur’an’la çelişmekte olduğudur. Bu çelişkiyi, aklını kullanan her insan görecektir.

“Horozların öttüğünü işittiğiniz vakit, Allah’tan lütuf ve ikramını talep edin. Zira onlar bir melek görmüştür. Merkebin (eşek) anırmasını işittiğiniz zaman şeytandan Allah’a sığının. Çünkü o da bir şeytan görmüştür”. (Buhari, Bed’ü’lhalk 15; Müslim, Zikr 82, (2729); (Ebu Davud, Edeb 115, (5102); Tirmizi, Da’avat 58, (3455)) Horozun ötüşünün ve eşeğin anırmasının sebebini bilmiyorum ama melek ya da şeytanla bağlantı kurmak aklını yitirmektir. Aklını yitirenlere inananların, aklını yitirenlerden farkı yoktur.

 “Altın ve ipek ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helaldir”. (Ebu Davud, “Libas,” 12; İbnü’l Mace, “Libas”, 19) Bu hadise verebileceğimiz en güzel cevap Araf suresi 32 ayettir. “De ki; “Allah’ın kulları için yarattığı süsü, temiz ve iyi rızıkları kim haram kıldı?” De ki; “Onlar dünya hayatında müminlere yaraşır; kıyamet gününde ise yalnız onlara mahsus olacaktır.” İşte bilmek isteyen bir topluluk için ayetleri böyle açıklıyoruz” der.

“Sol elinizle yemeyin. Zira şeytan soluyla yer. (Buhari, Et’ime, 2; Müslim, Eşribe, 104-106) “Yahudi ve Hristiyanlar saçlarını hiç boyamazlar. Siz onlar gibi yapmayın”. (Buhari, Enbiya 50, Libas 67. Ayrıca bk. Ebu Davud, Tereccül 18; Nesai, Zinet 14; İbnü’l Mace, Libas 32) Bu hadislere inananların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Bilinmelidir ki bir Yahudi’nin sakalını bir Müslüman’ın sakalından ayırt eden bir fark yoktur. Dini vecibelerini yerine getirirken giyinen ve dinsel kabul edilen aksesuarları çıkarırsan Yahudi’yi Müslüman’ı ya da Hristiyan’ı giyim kuşamdan dolayı ayırt edemezsin. Zaten geçmişte de durum böyleydi öyle de olmalıdır. İlla bir farklılık istiyorsan yaşantınla, inancınla, insanlara davranışınla, tavrınla, paylaşımınla göstereceksin. İnanç bakımından bir organın diğer organdan üstünlüğü yoktur. Allah da hiçbir ayetinde sağ eli sol elden, sağ ayağı sol ayaktan, sağ gözü sol gözden ayırmamıştır, birini diğerine üstün seçmemiştir. Eylemlerinle Müslüman olamıyorsan, istediğin kadar sol ayakla WC ye git ya da sağ elle gösterişli hayırlar dağıt. Bu durum seni iyi bir Müslüman yapmaya yetmez.

“Allah, Âdem’i kendi suretinde yarattı”. (Buhari, İstizan 1; Müslim, Bir 115 bk. İbnü’l Hacer, 5/182-83 Taberani, h. no. 13404-Şamile, ayrıca adını yazmadığım ve neredeyse tüm hadis yazarları birde İbnü’l Arabî) Bu saçma rivayetin ana kaynağı, değiştirilmiş Tevrat’tır. Daha önce detaylı açıklama yaptığım için sadece Şura suresi 11. ayet ile cevap vereceğim. “Gökleri ve yeri yaratan o’dur. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da çiftler yarattı. Bu şekilde çoğalmanızı sağlamaktadır. O’na benzer hiçbir şey yoktur. O her şeyi işitir, her şeyi görür”der.

“Kan aldırmak, yapanın da yaptıranın da orucunu bozar”. (Tirmizi Oruç 60/Ebu Davud Oruç 28/Buhari Oruç 32) “Peygamberimiz oruçlu iken kan aldırmışlar”. (Ebu Davud Oruç 29-30/Tirmizi Oruç 59/Buhari Tıp 11) Kendi kendileriyle zıt fikirler beyan etmelerine mi, Kur’an’la zıtlaştıklarına mı, günümüzde bile bu tarz çelişkili hadislere inananların var olduğuna mı gülelim yoksa ağlayalım bilemedim.  Görüyoruz ki içeriği akıl ve mantıktan uzak, peygambere iftiralar barındıran ciltlerce hadis bulunmaktadır. Bütün bu hadisleri nabza göre kimi zaman kutsi, kimi zaman sahih, kimi zaman zayıf diye de adlandırmışlar. Bunları yapan da günümüz toplumlarında onaylanmış, ilmine irfanına güvenilen Buhari, Tirmizi, Müslim, Ebu Davut, Ebu Hureyre, El-Kâfi, Kuleyni… vb. kişilerdir.

              Peygamber efendimize ait olmayan ve kaynağı iftiralardan ya da şeytani telkinlerden alan sözleri peygambere mal etmek, İslami yaşamı ve İslam hukukunu bu sözler doğrultusunda şekil verdirmek, bu zihniyettekilerle gruplaşmak, mezhep oluşturmak şuursuzluğun ötesinde bir durumdur.  
              İman ettiğine inanan cahiller yüzünden olsa gerek, zaman geçtikçe insanların gözünde ve gönlünde İslam, çağa ayak uyduramayan, saç, sakal, cübbe, cariye ve katliam kelimeleri arasında sıkışıp kalan yobaz bir dine dönüşüyor. Oysaki gerçek İslam, bunların benimsediği İslam’a karşı doğmuş, bunların inançlarına karşı dik durmuş.  
               Kur’an’la tezat olan hadisleri inkâr etmek demek, İslam dinini ve peygamberini iftiralara karşı korumak demektir. Aksi durum, İslam’a ve peygamberine atılan iftiraları kabul görüp onaylamaktır. İlahi kitaba tezat olan uydurulmuş hadisleri din edinip benimsemek, indirilen dini yetersiz görüp, dini tamamlamaya çalışmaktır.

 “Beldelerin Allah’a en sevimli olan mekânları mescitlerdir/camilerdir. Beldelerin Allah’a en sevimsiz mekânları ise çarşılar ve pazarlardır”. (Müslim, Mesacid, 288) Buna verilebilecek en güzel cevap Nur suresi 37. ayettir. “Ticaretin de satımın da kendilerini Allah’ı anmaktan, namazı hakkıyla kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyamadığı, gözlerin ve gönüllerin dehşetle sarsılacağı bir günden korkan kişiler; Anarlar ki, Allah kendilerini, yaptıklarından daha güzeli ile ödüllendirsin, daha fazlasını da lütfundan versin. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır” der. Bu ayetten yola çıkarak ticaret, insanı ibadetten alıkoymuyorsa, topluma faydalı süreçler gerçekleştiriyorsa, Allah’ın nezdinde çarşı ve pazarların sevimsizliği söz konusu olamaz. Mescit ve camilerde zaman geçirip, yapılan ibadetler kendisinde olumlu değişiklikler yaratmıyorsa, Allah’ın önerdiği din yapısı dışında bir oluşumun odağı haline gelmişken bu odağa hizmet etmek için camii yapıp camide zaman geçirilmekteyse, sırf birileri ibadethanelerde görsün diye bu alanlarda zaman harcanıyorsa, bu mekânları şöhret basamaklarını hızlı geçmek için kullanılıyorsa, Allah bu mekânları ve insanları sevimli görmeyeceği kesindir. Bu mekânlara camii ya da ibadethane deseniz bile bu alanlar olsa olsa Mescidi Dirar’dan (peygamber tarafından yıktırılan mescit) başka bir yer değildir. Yaratıcının hoşnut karşılayacağı ibadetler ve mekânlar, ibadetlerin gösterişten ve ikiyüzlülükten uzak ve yalnızca Allah için yapıldığı yerlerdir. İbadethaneler, İslam dışı ideolojilerin ve yaşantıların barındığı odaklara dönüştürülmemelidir.

              Günümüz Müslümanların haline bakarak, yaşanılan İslami yaşayışta ve inanılan İslami inanışta bir şeylerin ters gittiğini ve bir şeylerin yanlış yapılıp yanlış inanıldığını söylemek o kadar da zor olmasa gerek.
              Bütün saçma sapan hadislerin ortak çıkış sebebi, ortaya çıktıkları dönemin siyasi çalkantılarından etkilenmiş olmalarıdır. Üst yönetim tarafından ödüllendirilme ya da korkutma sonucu yazılmış hadisler de azımsanmayacak sayıdadır. Kimi zaman dine hizmet edeyim diye düşünenler ile toplumu bozayım diye düşünen insanların, eski dinlerin değiştirilmiş öğretilerinden de ilham alarak hadis oluşturdukları ortadadır. Oysaki yaratıcı, peygamberlere bile kendilerinden dine bir şeyler katma yetkisi vermemiştir. Ama delisi de akıllısı da Müslüman’ı da gayrimüslimi de her fırsatta dine bir şey katma konusunda kendisin de yetki görmüştür. Oysaki ilahi varlığa ihtiyaç duyan herkese, ilahi kitap yetmeliydi. Çünkü onlar, vahiy alan peygamberler değildi.  Din, gelmiş geçmiş peygamberler aracılığıyla tamamlanmıştı. İlahi kitabın dışında kalan her ince detay, önemsiz bir ayrıntıdan başka bir şey olmamalıydı.  

Devamı için Tıklayınız : https://saittasci.com/kategori/kitaplar

Etiketler :
E-Bülten E-Bülten aboneliği ile kampanya ve duyurulara daha hızlı erişin!