“De ki: Bizim başımıza ancak Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim mevlamızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” (Tevbe Suresi 51. Ayet Meali)

Turkish English Germany

ÖLÜYE KUR’AN OKUMA TEZATLIĞI

ÖLÜYE KUR’AN OKUMA TEZATLIĞI

Yorum yapılmamış 1570 Görüntülendi

ÖLÜYE KUR’AN OKUMA TEZATLIĞI

Bütün insanların kendilerine sorması gereken soruların başında, “kutsal kitapların niçin ve hangi amaçla indirildiği” sorusu olmalıdır. Kutsal kitapların indirilme amacı anlaşıldığında, kitabın nerede, ne zaman ve nasıl okunacağı daha iyi anlaşılacaktır. Ayrıca kitap içeriğine inançla iman edilebilecektir. Ama kitabın indirilme gayesi bilinmezse, içeriği anlaşılarak okunmazsa, kimisinin elinde yönetim garantörlüğüne; kimisinin elinde sihir, büyü kitabına; kimisinin elinde silah, bıçak aletine; kimisinin elinde çarpan, felç eden, korku salan bir cisme; kimisinin elinde para basan bir mesleğe, kimisinin elinde nifak tohumu eken bir yemişe; kimisinin elinde de sıradan bir matbaa baskısına dönüşmesi kaçınılmazdır.

Kur’an’a Hitap (Mehmet Akif Ersoy) Şiiri

“İbret alınmaz her gün okuruz ezbere de;

Bir ibret aranmaz mı ayetler de?

Ya okur geçeriz bir ölünün toprağına

Ya açar bakarız nazm-ı celilin yaprağına

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne teze mezara okunmak ne fal bakmak için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne duvarlara asılmak ne el sürülmemek için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne tezhip ne sülüs ne hat yazmak için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne tapınak ne nutuk ne vaaz dini için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne meslek kaygıları ne kariyer hesapları için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne erkeği yüceltmek ne kadını aşağılamak için

Ne Araba paye vermek ne Acemi hor görmek için”

                Rahmetli Mehmet Akif Ersoy şiirinde, Kur’an’ın geçmişte ve günümüzdeki kullanım şekline öyle güzel değinmiş ki, bunun üstüne söylenecek her söz, neredeyse tekrardan ibaret olacaktır. Şiirde de söylediği gibi Kur’an ölüye okunuyor, muska yapılıyor, süs sanatına çevirip duvarda tablo haline alınıyor ve maalesef bireyin kariyer basamaklarını hızlı geçmesi için bir aracı olarak da kullanılıp kenara bırakılabiliyor.

                Birçok toplumda Kur’an; sosyal yaşama, huya ve karaktere etki edeceğine, güzel yazma sanatıyla göze hitap eden bir tabloya dönüştürülmüştür. Kimileri de buna ek olarak ilahi kitabın içindeki asıl verilmek istenen mesajı görmezden gelip, akıldan yoksun sadece kulağa hitap eden bir ritme çevirerek, farklı bir boyuta taşımıştır. Ritimdeyken, duvarda asılıyken, ilahi kitaba hürmet ve saygıda asla kusur edilmemekte ama içeriğini anlamamakla, içeriğine uymamakla, hayatlarına tatbik etmemekle, kutsal kitaba ve kendilerine en büyük hakareti ve haksızlığı yapmaktan da geri kalmamaktalar. Bunların kutsal kitap ile ilgili bilinçlerinde var ettikleri anlam, kitabın içeriğini merak etmeden sadece kutsalı kutsal saymalarıdır. Bu yüzden kitaba çeşitli görevler vermekteler. (Kendilerine kitaptan ders çıkarmazlar) Mesela aileden ya da aile dostundan biri öldüğünde, ölü üstüne kitabı okumak, tekrarlı ve kutsal saydıkları görevlerden biridir. Gür sesli bir hocaya iyi para verip, yankılı bir ses sistemi de kurmuşlarsa ya da gruplarda binlerce hatim paylaşılmışsa, kitabın insanlık için var olma görevlerini yerine getirdiklerini düşünürler. Sergilemiş oldukları bu maddi ve fiili davranışlarında da iyi amel işlediklerini, topluma iyi işler yaptıklarını düşünüp, gururlanıp, böbürlenmekten de asla geri kalmazlar. Oysaki ilahi kitaplar; hayatımızı nasıl düzene sokacağımızı, insanlara ve yaratana karşı sorumluluklarımızın neler olduğunu, dünyaya geliş gayemizin ne olduğunu, nasıl ibadet etmemiz gerektiğini göstermek için indirilmişler. Ölüye, bu ayeti şu ayeti bu şekilde okumamız, binlerce ezbere okunan hatipleri tamamlamamız için indirilmemişler. Kur’an’ın indiriliş gayesi, Yasin suresi 70 ayette; “Diri olanları uyarsın ve inkârcılar hakkındaki o söz (ceza) gerçekleşsin diye (gönderilmiştir)der. Ama insanlar, tek kelime anlamını bilmeden Yasin suresini ölüye okurlar. Sonrada bu Yasin suresi ölünün mezarında bir ışık olur düşüncesindeler. Oysaki beynindeki son hücreyi de işlevsizleştirip tüm ampulleri kapatarak cehaletiyle baş başa kalmışlar. Bu cehaletin en büyük sebeplerinden biride, ilahi kitaptaki ayetlere değil de mezhep imamlarının (değişime maruz kalmış inançların etkisinde kalarak) vermiş oldukları yanlış kararlara ve günümüzdeki çokbilmiş gözüken din cahillerinin söylediklerine birebir uyulmasındandır. Onların her dediklerini din sanıp, mutlak itaatle yerine getirerek cehaletlerini arttırmaktalar. Onların, din adına söylediklerini irdelemeden sergiledikleri bağlılık ve itaatle, aklını saf dışı bırakarak âdete insani özellikleri köreltip, aklını kullanmayan farklı bir varlığa dönüştürmekteler. Oysa yaratıcı birçok ayette “akıl etmez misiniz, düşünmez misiniz?” şeklinde uyarmaktadır. Ayrıca sorguya çekileceğimiz tek kaynağında, bu kişilerin ağızlarından çıkan sözlerle olmadığını, sadece ilahi kitap olduğunu söyler.

                Bedenlerimiz çürüyüp yok olacak ama ruhlar sonsuza kadar yaşayacaktır. İlk insanın ölümü ile son insanın ölümü arasında belki de milyarlarca yıl geçecektir. Bu yüzden ölüm sonrası ve cennet cehennem yaşamı öncesi berzah denilen ruhların bekletildiği bir âlem bulunmaktadır. Berzah âlemi tam benzemese de dünyadaki zaman akışından yoksun farklı bir zaman akışına tabi olan rüya âlemindeki idame olarak düşünebiliriz. Kısacası geçiş için bekleme salonu da diyebiliriz. Vefat edenler, kıyamet kopuncaya kadar bu berzah denilen kabir hayatındalar. Şüphesiz ki dünyadaki yaşam, berzahtaki yaşamdan farklıdır. Dünyada insan sevap kazanıp günah işleyebilir ama berzah âleminde ne sevap kazanabilir nede günah işleyebilir. Dünyada işlediğimiz hatalardan geri dönüş ve tövbe etme şansımız varken, berzah için durum böyle değildir. Suç ve günah işlenemez, sevap kazanılamaz.

                Berzah âlemindeki ruhların konumu, Tirmizi’nin dediği gibi “ya cehennem çukurlarından bir çukurdur ya da cennet bahçesinden bir bahçedir” şeklindeki görüşün pek uygun bir görüş olduğunu düşünmemekteyim. Çünkü yargının başlamadığı, hesapların sorulmadığı bir geçiş âleminde, olsa olsa azaptan çok sadece şüphe veya korku olmalıdır. Bu şüphe ve korku, insanoğlunun dünyadaki yaşamı ve dünyadaki yaşamın son bulacağı zamana kadar geçen milyarlarca yılı kapsamamaktadır. Berzah, farklı bir boyutta ve farklı bir zaman akışına tabii olduğu için geçiş kısa bir zaman diliminde olmalıdır. Bu duruma en güzel delil, Kur’an ayetlerinde mevcuttur. Taha Suresi 102-104. ayetlerde; O gün Sura üfürülür ve günahkârları o gün gözleri göyermiş olarak toplarız. “On günden fazla kalmadınız” diyerek aralarında fısıldanırlar. İçlerinden en aklı başında olanı, “Hayır, ancak bir gün kaldınız” der. “Hâlbuki söyledikleri şeyi en iyi biz biliriz” der. Ölüm anından, dirilme anına kadar geçen zaman diliminde (Ahiret sürecine geçilmeden, ruh yargılamaya daha tabii tutulmadan) günahkâr ruh, kabir azabı ya da farklı bir azaba tabii tutulsaydı, ilgili kişiler ayette geçen süreyi bu kadar kısa göremezlerdi. Ölülerin hissedecekleri tek şey, belki de “bana ne olacak” korkusu (birgün- on gün) olmalıdır.

Yaşayanlar ölülerle, ölenler de yaşayanlarla asla irtibat kuramazlar. Karşı tarafta olup bitenlerden kimsenin asla haberi olamaz. (Bırak şeyh, evliya, Allah dostu denilen zatlar, peygamber bile olsa haberi olamaz) Bu duruma da en güzel delil, Maide suresi 116-117 ayetleri verebiliriz. Maide suresi 116-117 ayetlerde; “Allah, “Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara sen mi ‘Allah’ın dışında beni ve annemi birer tanrı kabul edin’ dedin?” buyurduğu zaman o şu cevabı verir; “Hâşâ! Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim şüphesiz sen onu bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, ama ben senin zatında olanı bilmem. Gizlileri tam olarak bilen yalnız sensin.” Ben onlara ancak senin bana emrettiklerini söyledim; ‘Benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin’ dedim. İçlerinde bulunduğum sürece onların yaptıklarına tanık idim. Fakat sen beni vefat ettirdikten sonra onların halini bilip gören sadece sensin. Sen her şeye şahitsin” der. Birçok insan için ölmediği düşünülen (ki ben öldüğünü düşünüyorum) Hz. İsa bile ölmüş ya da yaşayanların ruhlarıyla irtibata geçemediği, onlardan haberdar olmadığı bilgisine ayette denk geliyoruz. Ama günümüzde ölmüş ya da ölmemiş bazı üçkâğıtçı tarikat şeyhleri her şeyden haberdar birde müritlerinin yardıma koşabiliyorlar.

Devamı için Tıklayınız : https://saittasci.com/kategori/kitaplar

Etiketler :
E-Bülten E-Bülten aboneliği ile kampanya ve duyurulara daha hızlı erişin!