“De ki: Bizim başımıza ancak Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim mevlamızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” (Tevbe Suresi 51. Ayet Meali)

Turkish English Germany

İLK İNSAN ÂDEM Mİ? ADEM İLE HAVVA’NIN YARATILIŞI, KARDEŞ EVLİLİĞİ(ENSEST İLİŞKİ)

İLK İNSAN ÂDEM Mİ? ADEM İLE HAVVA’NIN YARATILIŞI, KARDEŞ EVLİLİĞİ(ENSEST İLİŞKİ)

Yorum yapılmamış 1627 Görüntülendi

İLK İNSAN ÂDEM Mİ? ADEM İLE HAVVA’NIN YARATILIŞI, KARDEŞ EVLİLİĞİ(ENSEST İLİŞKİ)

ÂDEM İLE HAVVA’NIN YARATILIŞI

KARDEŞ EVLİLİĞİ (ENSEST İLİŞKİ)

İlk insan kimdir? İlk yaratılan insan, Âdem ile Havva mıdır? Âdem’in çocukları arasında ensest ilişki oldu mu? İnsan nesli nasıl çoğaldı?

                Tüm dinlerin mensupları, bu gibi sorular hakkında tarih boyunca konuşmuşlar ve bu konular ile alakalı bizlere sayısız eserler bırakmışlar. Bu eserlerin birçoğunda (kutsal kitaplar dâhil) Âdem’in yaratılışı ve insan ırkının çoğalışı hakkında ortak paydada fikir beyan etme söz konusu olmamıştır. Oysaki Âdem’i ve insan ırkını yaratan, insanoğlu için indirmiş olduğu tüm ilahi kitaplarda, ilk yaratılış hakkında kısıtlı da olsa bilgi vermiştir. Yine de kutsal kitaplarda ilk yaratılış ve insan ırkının çoğalma şekli ile alakalı birbirinden farklı ayetler bulunmaktadır. Bu durumun sebebi, insanoğlunun kendi fikir ve düşünceleriyle ilahi kitapları kendince yorumlaması ya da içerik olarak ekleme ve çıkarmaya maruz bırakmasındandır.

                Kitabımda bu konulara değinmemin sebebi, insanoğlunun ilk yaratılışı ve insan ırkının çoğalma şekli konusunda herkesi tek bir fikirde birleştirmek değildir. Çünkü geçmişte ve günümüzde çoğu din bilgini ve çoğulcu zihniyet tarafından kabul görmüş, yapay ve iftira barındıran ilk yaratılış ve çoğalma düşünce şeklini değiştirmek, tüm insanları tek bir düşünceye sokmak kadar zor olduğunun bilincindeyim. Bu konulara değinmemdeki ana neden, insanoğlunun çoğalma şekli olarak, Âdem’in çocuklarının çapraz evlenme (ensest ilişki) düşüncesinin toplum tarafından kabul görünür olmasındandır. Bu durumu, inanç öğretilerimle bütünleştiremiyor olmamdandır. Ayrıca yaratıcıya ve insan ırkına iftira olduğunu düşündüğüm bu düşünce yapısının değişmesine, çapımca ön ayak olanlardan olma arzumdandır. Birde gerçeği görüp söylemek, inancımın, yaşam tarzımın bir gereğidir.

Bilinmelidir ki;

             – Âdem’in ve Havva’nın yaratılışında anne ve babalarının olmadığını;         – Hz. İsa doğduğunda, sadece annesinin var olduğunu, babasının olmadığını;         – Hz. Yahya’nın yaratılışında, anne ve baba (Zekeriya) var olsa bile çok yaşlı olduklarını, (Tıbben çocuk sahibi olma özelliklerini kaybettikleri) ilahi kitaplardan okuyup öğrenmezler mi? Öğrenmezler, çünkü ilahi kitabı anlayarak okumazlar. Anlayarak okumuş olsalardı, insan neslinin ensest ilişki ile çoğaldığına inanmazlardı. Bu düşünce yapılarıyla inançta sapıklığa düşmezlerdi. Ayrıca Allah’ın güç ve kudretinin sonsuz olduğunu, başka şekillerde de insan ırkını yaratma ve çoğaltmasının olabildiğini görürlerdi. Görmezler, çünkü Bakara suresi 13 ayette; onlara “Diğer insanlar gibi siz de iman edin” denildiğinde, “Akılsızların inandıkları gibi biz de inanalım mı?” demezlerdi. Biline ki, asıl akılsızlar onlardır, fakat bilmezler.  

                İyice bilinmelidir ki, Allah’ın kanunları, insanların kanunları gibi değildir. Dünün doğrusu, bugünün yanlışı olamayacağı gibi bugünün yanlışı da yarının doğrusu olamaz. Allah’ın belirlemiş olduğu kanunlarda değişme, cayma söz konusu olamaz, yasaklar değişemez, haramlar helalleşemez. O yüzden dinimizde ensest ilişki haramsa ki haramdır, ilk çoğalmada da inandığım Allah bu tarz bir çoğalmaya başvurmaz. Başvurduğunu iddia etmek, Allah’ın sonsuz yaratma gücünü görememektir, cahilliktir, kötü niyettir. Allah’ın varlığına, onun sonsuz yaratma gücü olduğuna inandığını söyleyen insanlar, nasıl böyle sapıkça bir düşüncenin kurbanı olabiliyorlar? Bu sorunun cevabını, değişime maruz kalmış dinlerin Âdem ile Havva hakkındaki yaratılış ve insan ırkının çoğalması ile ilgili ayetlere baktığımızda görebiliriz.

                Günümüz Tevrat’ında; “Allah, dünyayı yarattığı 6. günde Âdem ile Havva’yı bizzat kendi suretinde erkek ve dişi olarak yarattı”, der. Yahudi inancında Yahvist metinlerde; “tanrı toprağa şekil verip üfleyerek ilk insanı yaratıyor ve doğu tarafından ona bir bahçe yaparak ortasında da hayat ağacı, iyiyi kötüyü bilme ağacı yerleştirilip bahçe bakımıyla ilgilenmesini her şeyi yiyebileceğini fakat söz konusu ağaçtan yenmesinin yasakladığını, ihlali halinde ölümün gerçekleşeceğini söyler”. “Daha sonra yalnızlığını gidermek için de her türlü hayvandan birer çift yaratıp hizmetine verir fakat yalnızlığın geçmediğini görünce de (Bu düşünce yapısında, Allah’ın her şeyi bilmediği, önceden farkına varamadığı düşüncesi ön planda) Âdem’i uyku haline sokup kaburgasından Havva’yı yarattı”, der. Havva yaratıldıktan sonra bu inanç yapısı yılanı ön plana çıkarıyor. Ve “yılan Havva’ya (yasağı bildiği halde) bahçedeki ağaçtan meyve yemesi halinde ölmeyeceklerini, bilakis gözlerinin açılıp tanrı gibi iyi ve kötüyü kavrayacaklarını söyler”. Kadın yer ve kocasına da yedirdiği söylenir. Ve ikisinin de gözü açılıp çıplaklıklarının farkına vardığını yazar. “Tanrı sırasıyla yılana lanetleme, karnının üstünde yürüme ve toprak yemeyi, kadına gebelik doğum acılarını, kocaya meyli ve kocanın hâkimiyetini verir”. “Âdem’e ise kadını dinlediği ve tanrının yasağını çiğnediği için yiyeceğini topraktan zahmetle elde etmesini, toprak olacağı güne kadar alın teri ile emeğini kazanacağını bildirir”.  “Âdem ile Havva’nın cennetten (bahçe) kovulmasıyla, insanoğlunun yeryüzü hayatı başlar”, der.

Tevrat’ta Âdem ve Havva’nın cennetten düşüş sebebinin hayat ağacına uzanıp ölümsüzlük meyvesinden yemesi diye tasvir edilirken Kur’an ise Âdem ile Havva tanrının koymuş olduğu sınırları aşmasından dolayı olduğu söylenmektedir. Tevrat’ta Âdem ile Havva’yı hilekâr bir fıtrata sahip yılanın kandırdığını söyler. Oysa yasak meyvenin Tevrat’ta gerçekten de ölümsüzlük iksiri barındırdığı da geçmektedir. Buna göre bence bu durum kandırma olmamalıdır. Eğer doğruysa gerçeği söylemektir. Ayrıca Tevrat’ta İlahi emre uymadıkları için bir pişmanlık veya tövbenin (Kur’an’da var Tevrat’ta yok) olmayışı düşündürücüdür. Kısacası bu hikâyede, kadın ve erkeğin eşit görülmemesi, kadın sözünü dinlediği için ceza verilmesi, kadının kaburgadan yaratılma düşüncesinin olması, gelecek nesillere bu cezanın aktarılmış olması gibi birçok sözün var olması, bu sözlerin ilahi söz olmayacağını göstermektedir. İnanıyorum ki bu tarz sözler, ilahın sözlerinden çok bir insanın kendi oluşturmuş olduğu tarikatının (dininin) sözlerinden başka bir şey değildir. Bu yüzden günümüzdeki Tevrat’tın ışığında Âdem ile Havva’yı ya da insan neslinin çoğalışını idrak etmeye çalışmak (Tevrat konumunda kabul edilen kişisel çok eserin olması) birden fazla eski kaynağı göz önünde bulundurmak demektir. Buda birbirinden farklı ve tezat yaratılış ve çoğalış hikâyelerine maruz kalmaktır. Ayrıca Tevrat’ın Yahudi ırkının diğer insanlardan daha üstün görmesi güvenirliliğine şüphe uyandırmaktadır. (Hani bütün insanlar Âdem ile Havva’dan gelmeydi) Oysaki Kur’an’a göre üstünlük ırklarda değil ilahi inanç doğrultusunda yapılan takvada, şükürde ve menfaat barındırmadan yapılan ibadetlerde olduğu söylenmektedir.

                 Ali İmran suresi 33-34. ayette; “Allah, birbirinden (izinden) gelme nesiller olarak Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçip âlemlere (bütün yaratılmışlara) üstün kıldı. (Ayrı kıldı) Allah işiten ve bilendir” der. Bu ayette görüldüğü gibi Yahudilerinde anlamış oldukları üstün kılmak, üstün ırk şeklinde değil de “ırklardan ayrı” kılındığıdır. Çünkü bu kişiler peygamber olarak seçilmişler, sıradan insanlar değiller. “Zürriyet”, “birbirinden gelme” şeklinde çevrilen kelimede “izinden gelmek” olarak idrak edilmelidir. Çünkü her peygamber diğer peygamberin izinden gelmiş ve eskisini tamamlamaya güncellemeye çalışmıştır. Bütün bunlar bize Âdem ile Havva’nın yaratılıştaki gerçek süreci idrak edebilmek için kaynak olarak Kur’an’ı seçmemiz, sarf edeceğimiz zorlukları minimuma indireceğini göstermektedir. (Tabii ki kaynak olarak Kur’an’la zıtlaşan hadisleri temel almayarak) Çünkü Kur’an’da insanlık bir bütün olarak idrak edilmekte, ortak yaratılış gayesi ön planda tutulmaktadır.

Kur’an’a göre yaşam süreci 3 aşamada geçmektedir.

1-Âdem’in yaratılışı ve meleklerin secde edişi,

2 -İblisin büyüklenip lanet edilmesi,

3-Cennete (bahçeye) yerleştirilen Âdem ve Havva’nın İblisin kandırmasıyla yasak meyveden yiyerek farklı yaşam şekline geçişleri ve fiziksel değişim,

                Ali İmran suresi 59. ayette; “Allah nezdinde İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan var etti; sonra ona “ol” dedi ve oluverdi” der. Hz. İsa öncesinde de insan ırkı vardı. İnsan ırkı olduğu halde Hz. İsa’nın yaratılışında doğal üreme yoluna başvurulmamış, babasız dünyaya gelişini sağlayarak mucizesini ve gücünü sergilemiştir. Bu durumun farklı bir şekli, Âdem’in yaratılışında (ilk şuurlu insan) niçin geçerli olmasın. Bakara suresi 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39. ayetlerde; 30; Hani Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife (temsilci) yaratacağım (görevlendireceğim) demişti. Onlar, “Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın (görevlendireceksin)?” dediler. Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu. 31; Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra bunları meleklere gösterip “Sözünüzde doğru iseniz şunların isimlerini bana söyleyin” dedi. 32; “Seni tenzih ederiz! Bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. En kâmil ilim ve hikmet sahibi şüphesiz sensin” cevabını verdiler. 33; “Ey Âdem! Bunların isimlerini onlara bildir” dedi. Onlara bunların isimlerini bildirince de “Size ben göklerin ve yerin gizlisini kesinlikle bilirim; yine sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilirim demedim mi!” buyurdu. 34; Meleklere, “Âdem’e secde (itaat)edin” dediğimizde İblis dışındakiler derhal secde ettiler; o direndi, büyüklendi ve kâfirlerden oldu. 35; “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette oturun, orada istediğiniz yerden rahatça yiyip için ve şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz” dedik. 36; Şeytan oradan onların ayağını kaydırdı da bulundukları yerden (konum) onları çıkardı. Biz de “Birbirinize düşman olmak üzere inin! Bir zamana kadar (ölümünüze kadar) sizin için yeryüzünde kalacak bir yer ve ihtiyaç maddeleri vardır” dedik. 37; Bunun üzerine Âdem Rabbinden bazı kelimeler aldı (bunlarla tövbe etti); Rabbi de onun tövbesini kabul buyurdu. Şüphesiz O, tövbeleri kabul buyuran ve rahmeti sınırsız olandır. 38; Onlara şöyle dedik, “Oradan hepiniz inin! Benden size muhakkak bir rehber (ilahi kitap) gelecektir.” Kim benim gönderdiğim rehbere uyarsa artık onlara ne korku vardır ne de üzüleceklerdir. 39; İnkâr eden ve ayetlerimizi yalan sayanlara gelince onlar cehennemliklerdir ve orada devamlı kalıcıdırlar, der. Şimdi bu ayetlerin gerçek anlamlarına bakalım. 30. ayette “ben yeryüzünde bir temsilci yaratacağım” şeklinde çevrilen ayetten hemen sonra Hz. Âdem’e bütün isimler öğretiliyor. Demek ki sıfırdan temsilci yaratmıyor, mevcut var olana, yaşayana görevlendirme yapılıyor. Yeryüzünde bir temsilci yaratacağım şeklinde değil, “yeryüzünde bir temsilci GÖREVLENDİRECEĞİM” çevirisi yapılmalıdır. Ayrıca bu görevlendirme insan ırkından birine (Âdem) yapıldığı vurgulanmalıdır. Ama Âdem ile Havva’ya doğaüstü bir statü verildiği de göz ardı edilmemelidir. Melekler, insan neslinden birinin görevlendirileceğini duyunca, “Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın (görevlendireceksin)?” (Bizler seni tanıyıp biat ederken bizleri görevlendir, bilinçsiz, şuursuz olanı değil) şeklinde fikir beyan ediyorlar. (Demek ki meleklerde de mutlak itaat yok. Ayrıca melekler, şuursuz insanların yaptıkları bozuculuğu da görüp biliyorlar) Allah melekleri kast ederek sizin gizlediklerinizi de bilirim, şeklinde uyarı tekrarında bulunuyor. (Demek ki melekler Allah’ı tanıyan ama tam anlamıyla da itaat eden hatasız, günahsız olan varlıklar değildir. Gizlemeye çalıştıkları hataları da vardır) 31,33. ayetlerden de Allah’ın Âdem’e (insan nesline) şuur ve bilgi verdiğini görmekteyiz. (Bazı şeylerin bilgisini vererek) Demek ki Allah’ın bu görevlendirmesiyle insan ırkına adeta evrim geçirerek (tabiri uygunsa) daha önceki şuursuzluğunu azaltmıştır, yerini düşünebilen şuurlu bir varlığa dönüştürmüştür. 34. ayette de meleklerin, Allah tarafından verildiği kadar şuurlu ve akıl sahibi olan Âdem’i (insan ırkına temsil olarak) tanımalarını ve secde (kabullenme, üstünlüğünü görme) etmelerini istiyor. Melekler ve İblis, Allah’ın kararlarına karşı sitem etmeleri ve insan neslini küçük görmelerinden dolayı imtihana tabii tutulmuştur. (Bu düşüncemin teyitti de 30. ayette geçen “Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın (görevlendireceksin)?” demelerinden anlaşılmaktadır) İblis (şeytan) dışındakiler insan ırkını kabul ettiği için varlığını tanıyıp secde (saygı) ettiler. Melekler Âdem’e secde ederek, Allah’a mutlak itaat konusunda yapmış oldukları hatalarından geri dönmüş oldular. Ama şeytan, bencillik, kibir ve gururu yüzünden hatasından geri dönmedi, kâfirlerden oldu. 35. ayette Âdem ve eşini cennette tutulduğu görülmektedir. Demek ki geri kalan insan ırkı yeryüzünde hayatına devam ediyorlar anlamı çıkarılmalıdır. Melekler ve şeytan sınava tabii tutulduğu gibi sıra Âdem’e ve Havva’ya gelmiştir.  Yine aynı ayette “şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz” şeklinde uyarıya rağmen Âdem ile Havva, şeytanın hilesi ile sınavı geçememiş olup Allah’ın emrine itaat etmemişler. Böylece Allah, Âdem, Havva ve İblisi cennetten (bahçe) gönderip diğer insanların yaşadığı boyuta indirerek cezalandırmıştır. Şeytan, Âdem’in varlığından dolayı (insan ırkının şuurlu ve akıllı olması) gurur ve kibrinin esiri olmuştur. Âdem ile Havva ise gafletleri ve şeytanın kandırmasıyla Allah’a itaatsizlikte bulunmuşlar.  Bunun sonucu olarak hem Âdem ile Havva hem de İblis cennetten (bahçeden) gönderildikleri için 36. ayette geçen “Birbirinize düşman olmak üzere inin” sözü geçmektedir. Bu ayeti, insanların çoğu insanın insana düşman olması şeklinde algılamaktadır. Ama ayet içeriğinin aynı zamanda insanın şeytana, şeytanın insana düşman olması şeklinde de anlaşılmalıdır. 37. ayette görüldüğü gibi, Allah’ın öğretmiş olduğu şekilde tövbe eden Âdem’in tövbesi kabul oluyor. 38. ayette geçen “Oradan hepiniz inin”! Sözü de Âdem Havva ve İblisi (şeytan) kast etmektedir. Böylece, öncesinde sadece ilkel insan ve cinlerin (İnsanlardan öncede cinler dünyada yaşam sürüyorlardı) yaşam sürdüğü yeryüzüne, Âdem, Havva ve İblis eklenmiş oldu. 38. ayetin devamında geçen “Benden size muhakkak bir rehber gelecektir” sözünden de anlıyoruz ki, yeryüzündeki yaşam şekli, diğer insanlarla olan ilişki tarzı, yaratana itaat ve benzeri konularda Allah, yol (ilk peygamberden son peygambere kadar gelen öğretiler) göstererek, ders almak isteyene yardımcı olmuştur. Ali İmran suresi 164. ayette; And olsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar, apaçık bir sapkınlık içinde bulunuyorlardı. (Bu ayet, peygamberler öncesi ilk insanların akıl şuur bilgi konusunda ilkel olduklarının ispatıdır) Bu da Âdem, Havva ve insan topluluğu hakkında beyan etmiş olduğum fikirlerin doğruluğunu teyit ettiğini düşünmekteyim.

Devamı için Tıklayınız: https://saittasci.com/kategori/kitaplar

Etiketler :
E-Bülten E-Bülten aboneliği ile kampanya ve duyurulara daha hızlı erişin!