Otizm, bireyin dünyayı algılama biçimini ve başkalarıyla etkileşimini şekillendiren, yaşam boyu süren nörogelişimsel bir farklılıktır. Tıbbi literatürde Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olarak adlandırılması, belirtilerin ve yeteneklerin kişiden kişiye bir “renk yelpazesi” gibi geniş bir çeşitlilik göstermesinden kaynaklanır.
Otizm, beynin bilgi işleme sürecindeki yapısal ve işlevsel farklılıklarla karakterize edilir. Bu durum bir “hastalık” değil, bir gelişimsel çeşitliliktir. Spektrumun bir ucunda çok yoğun desteğe ihtiyaç duyan bireyler bulunurken, diğer ucunda üstün yeteneklere sahip, bağımsız yaşam süren bireyler yer alabilir. Unutulmamalıdır ki; otizmli bireyler “kendi dünyalarında” değil, bizimle aynı dünyada, sadece bizden farklı bir algı penceresiyle yaşarlar.
Bilim dünyası otizmin tek bir nedeni olmadığını, karmaşık bir yapbozun parçaları gibi pek çok etkenin bir araya geldiğini kabul etmektedir:
Otizm kendini genellikle yaşamın ilk üç yılında şu alanlarda belli eder:
Otizm teşhisi biyolojik bir testle (kan tahlili vb.) değil; klinik gözlem ve gelişimsel taramalarla konur. Çocuk psikiyatristleri ve nörologlar; oyun temelli gözlemler, aile mülakatları ve standartlaştırılmış testler (ADOS, ADI-R gibi) kullanarak tabloyu netleştirir.
Otizm “iyileştirilecek” bir durum değil, “yönetilecek ve desteklenecek” bir süreçtir. Hedef, bireyin potansiyelini en üst düzeye çıkarmaktır:
Otizmli bir çocuğa sahip olmak, hayatı farklı bir dilde öğrenmek gibidir.
Asperger Sendromu (AS), günümüzde nöroçeşitlilik kavramının en önemli parçalarından biri olarak kabul edilir. 2013 yılında DSM-5 ile birlikte “Otizm Spektrum Bozukluğu” (OSB) şemsiyesi altına alınmış olsa da, kendine has karakteristik yapısı nedeniyle hem klinik dünyada hem de toplum nezdinde özel bir yere sahiptir. Asperger, bir “eksiklik” değil; dünyayı, sesleri ve sosyal sinyalleri işleme biçimindeki bir yol ayrımıdır.
Asperger Sendromu olan bireyler için sosyal dünya, bazen yabancı bir dili çözmeye çalışmak gibidir. Zeka seviyeleri genellikle normal veya üstün olsa da, toplumsal etkileşimin yazılı olmayan kurallarını deşifre etmekte zorlanabilirler.
Dil gelişimi genellikle hızlı ve kusursuzdur; ancak dilin “sosyal dansı” farklı işler.
Asperger Sendromu, sıklıkla yüksek bir entelektüel kapasiteyle el ele yürür.
Asperger bir hastalık değil, bir durum olduğu için “iyileştirilmez”; ancak bireyin hayatını kolaylaştıracak stratejilerle desteklenir.
Toplum olarak en büyük görevimiz, bu bireyleri “normalleştirmeye” çalışmak değil, onların farklılıklarını birer zenginlik olarak görmektir. Tarih boyunca bilim, sanat ve teknoloji dünyasına yön veren pek çok ismin bu spektrumda olduğu düşünülürse; Asperger Sendromu, insanlığın ilerlemesi için gereken o “farklı bakış açısının” ta kendisidir.